‘Arkanızdan Yasin okuyabilecek birileri olsun!’ cümlesi, Anadolu’da meşhurdur. Birkaç evladından en azından birini, genelde sonuncusunu, İmam Hatip Lisesi’ne veya Kur’an kursu’na göndermeye gayret eden ailelerin, kullandığı cümledir bu. Bazen hoca veya hatiplerin, halka yaptıkları konuşmalarda, ‘çocuklarını din eğitimi veren bir kuruma gönderme’ konusunda, halkı ikna için de kullanılır bu cümleler.

‘Arkamdan Yasin okuyacak bir evladım olsun!‘ düşüncesiyle, çocuklarını Kur’an kursu’na, İmam Hatip Lisesi’ne veya yakınlarında görev yapan bir tarikatın veya cemaatin yurduna gönderir Anadolu insanı.

Kur’an okumayı öğretmek, cemaat ve tarikatların eğitim adına yaptıkları en önemli eylemdir. Hatta birçoklarının verdikleri / verebildikleri tek eğitimdir.

Cumhuriyet tarihi boyunca, siyasi şartların el verdiği ölçüde, açıktan veya gizli bir şekilde Kur’an eğitimi yapıldı. Yaşadığımız dönem, din eğitimi açısından, en rahat olunan dönemdir.

Yıllarca ‘Çocuklarınıza Kur’an okumayı öğretelim!’ diyerek, kursuna / derneğine / vakfına öğrenci / para toplayan cemaat / vakıf ve tarikatlar, bu yeni dönemde ne yapacaklar?

Okullarda Kur’an dersinin serbest olduğu, Peygamberimizin hayatının seçmeli olarak işlendiği bir eğitim sitemi içerisinde, cemaat / vakıf ve tarikatlar ne eğitimi verecekler?

Bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum. Yeni dönem için yeni yol haritası belirlemeye mecbur olduğumuzu hatırlatmak için yazıyorum. Geçmişte yapılan hataları tekrar edenler, geçmişte kalmaya mecburdur.

Yeni dönem çok büyük bir fırsattır aslında. Bu fırsatı geçmişe ve geçmişin şartlarına takılıp kalanlar göremezler. Hangi cemaat, hangi tarikat, hangi vakıf yeni dönemi daha doğru okuyabilirse, bundan sonra ki 20-30 yıla damgasını vurmayı başaracaktır.

Önce zamanı ve çocukları okuyun!

‘Çocukları okumadan onları okutamazsınız!’ tespitini hem çok seviyorum hem de çok önemsiyorum. Her tohumun bir iklimi olduğu gibi, çocuklara ve gençlere ulaşmanın da bir mevsimi vardır. Kış mevsiminin yöntemleri yaz mevsiminde elinizde patlar. Kış mevsiminde yetişen meyve tohumlarını yaz mevsiminde toprağa diken çiftçinin, elleri boş kalır.

Elli yıl önce, köyde çobanlık / çiftçilik yaparken okumaya gelen çocuklar ile, şehirde doğan, şehir hayatında yaşayan, teknoloji sayesinde dünya hakkında birçok bilgi sahibi olan nesiller arasında, çok büyük farklar vardır.

Israrla hocalarından, büyüklerinden gördükleri eğitim yöntemlerini kullanmaya devam eden gruplar, koşulsuz itaat etme ve boyun eğme kültürüyle koyunlaştırdıkları dışında, hiç kimseye ulaşamazlar. 

Neden yöntemlerini sorgulamıyorlar?

İki önemli sebepten dolayı, kendi yöntemlerini sorgulamadıklarını düşünüyorum. Birincisi, geçmişe bağlılık, ikincisi yeni dönemi okuyamamaktır.

Geçmişe bağlılık problemi, Kur’an’da sürekli vurgulanan ‘atalarının dini’ uyarısında olduğu gibi, bir alışkanlıktır. Bu alışkanlık ‘düşünmeyen insan’ için geçerlidir. Müşriklerin ‘Biz atalarımızdan böyle gördük!’ demeleri ile bir Müslüman’ın ‘Biz hocalarımızda böyle gördük!’ demesi arasında, değişen zamanı okuyamamak açısından,  hiçbir fark yoktur. Kur’an bu bakış açısını çok güzel bir şekilde sorgular. ‘Ya atalarınız yanılıyorsa? Hiç düşünmez misiniz?’

Elli yıl önce, ‘Allah!’ demenin bile yasak olduğu yıllarda, ortaya konan ve uygulanan eğitim metotlarını, okullarda Kur’an ve Siyer derslerinin serbest olduğu bir dönemde uygulamak, değişen zamanı okuyamamaktır.

Kendi cemaatinin hocasını kutsamayı, ibadet haline getirmiş zihinler, yeni neslin çocuklarını okuyamazlar. İslami camianın en büyük sıkıntılarından birisi yöntemi kutsamaktır. Kimisi elli yıl önce yaşamış hocasının yöntemini kutsarken, kimisi yirmi yıl önce bir yöntem belirlemiş olan büyüklerinin yolunu kutsuyor. Bazıları ‘Biz Osmanlı medreselerini örnek alıyoruz’ cümlesiyle, düşünüp üretemeyen, yeni dönemi okuyamayan kafalarını kutsuyorlar. Hem de Osmanlı’nın arkasına saklanarak.

Yeni dönemi okumak ve yöntemler üzerine kafa yormak ‘Bilgi ve cesaret’ ister. Bilgi ister çünkü, hem zamanı hem çocuğu doğru okumak kolay değildir. Hem tohum hakkında bilgi sahibi olacaksınız, hem de değişen hava şartlarının toprağa ve tohuma etkisini doğru hesaplayacaksınız. Sadece bilgi sahibi olmak yetmez. Cesur adımlar atabilmeniz gerekir. Üstünüzdeki büyükler ve yol arkadaşlarınız karşı çıkacak size. ‘Eski köye yeni adet getirme!’ diyenlere karşı mücadele etmek, cesaret ister.

Yaz kurslarına ne gerek var?

Yaz kurslarında camiye giden çocukların tek hedefi, Kur’an okumayı öğrenmektir. Daha doğrusu anne babaların çocuklarını camiye göndermelerinin tek sebebi budur. Bu yıldan itibaren birçok öğrenci, okul sıralarında Kur’an okumayı öğrenecekse, yaz kurslarına ne gerek var? Kur’an okumayı öğrenmiş bir çocuğa camide ki hoca ne öğretecek?

Okulda Kur’an okumayı ve Siyer dersleri almış bir çocuk, camiye geldiği zaman biz ona ne öğreteceğiz? Bu sorunun cevabına kafa yormak ve mutlaka çözümler üretmek zorundayız.

Hangi Cemaat? Hangi Tarikat?

Bu ve benzeri konularda yazılar yazınca, bana en çok sorulan soru ‘Hangi cemaati, hangi tarikatı kastediyorsun?’ sorusu oluyor. Ben şahıs ve kurum adı vererek yazacak olsam, birilerini hedef almış olurum. Bir şahsı veya kurumu değil, bir zihniyeti sorgulama adına yazıyorum ben bunları. Düşünmeyen, kendini geliştirmeyen tüm zihniyetleri, cemaatleri, tarikatları kastediyorum. Kurum, cemaat, tarikat adları vererek yazı yazabilirim. Çünkü birçoğunun neyi nasıl yaptığını biliyorum. Bu sefer de ben yanlış yapmış olurum. Bize büyüklerimiz, ‘Sarhoşa değil içkiye düşman olun!’ diye öğrettiler.

Değişen zamanı ve şartları doğru okuyamayan gruplar, zamanın dışında kalmaya mahkumdur.

Bir Cevap Yazın