Son yıllarda yaşanan tartışmalar, birçok insanın canını sıkıyor. İşin içinden mide bulandırıcı olayları ve edep dışı sözleri çıkartırsanız, ben bu tartışmanın çok hayırlı bir tartışma olduğunu düşünüyorum.

                Geride bıraktığımız yüzyılı, muhafazakâr camia açısından değerlendirirseniz, bizim çıkarmamız gereken birçok ders olduğunu görürsünüz. Hataları tekrar ederseniz, tarih kendini tekrarlar. Hatalardan ders alınırsa, geleceğimiz daha güzel olur.

                Geride bıraktığımız yüzyıl içerisinde; liderlerin kutsanması, hatasız kabul edilmesi, her söylediğinde ‘hikmet’ aranması, dindar gençliğin düşünmesi önünde ki en büyük engellerden birisi oldu. İçinde bulunduğumuz yüzyıl, liderleri değil idealleri konuşan bir yüzyıl olmalı. Lider peşinde koşan değil, ideal peşinde koşan nesiller yetiştirmeliyiz.

“Son günlerde yaşadığımız ‘cemaat’ tartışmasını, ‘ideal peşinde koşan nesil yetiştirme’ adına, çok hayırlı bir tartışma olarak görüyorum. Şahıs etrafında toplanıp, liderinin her söylediğini her yaptığını kutsayan bir genci / grubu, düşündüremezsiniz. Düşünmeyen üretemez, üretmeyen gelişemez.

                ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır’ gibi uydurmaların farklı versiyonlarını, birçok cemaat / tarikat kullanarak, gençleri liderlerine bağladılar. Liderlerinin kerametleri (!) hakkında anlatılan efsaneler, ‘şeyh uçmaz mürit uçurur’ sözünü hatırlatacak cinsten. Babadan oğula geçen ‘aile boyu, sülale boyu’ liderlik / şeyhlik ise bambaşka bir komedi.

                Aklın abdesti

                Cemaat olmayı, ‘şeyh – lider emrine girmek’ olarak anlayan bir nesil, aklına Kur’an ile abdest aldırmalı ‘Aklınıza Kur’an ile abdest aldırın’ sözü, yaşadığımız yüzyılın gencinin kulağına küpe, yoluna ışık olması gereken bir sözdür. İçinde bulunduğu cemaatin, tarikatın yaptıklarını, lider olarak gördüğü kişilerin kendisinden istediklerini, Kur’an süzgecinden geçirecek bir nesli, hiç kimse kendi emelleri için kullanamaz.

                ‘Bu tartışma çok hayırlı bir tartışma’ dememin sebebi de bu işte. Çünkü geride bıraktığımız yüzyıla damga vuran liderlerin büyük bir kısmı, etraflarında toplanan insanların düşünmesini değil, itaat etmesini istediler. Maalesef bunu da başardılar.

‘Bizim dergâhımıza girenler, akıllarını içeri de bıraksın. Dışarıya çıkarken kendi ayakkabılarını bulacak kadar akıl onlara yeter’ düsturu (!) ile büyümüş olan bir nesli, düşündürmek zordur. Ancak son zamanlarda yaşadığımız tartışmalara şahit olan bir nesli düşündürmek, çok daha kolay olacak inşallah.

                İneğin sütü faydalıdır, dışkısı değil

                İslam’ın tavsiye ettiği cemaatleşmeyi, ideale değil şahsa bağlarsanız, şahsın hatalarını da kutsamış olursunuz. Hindistan’da kutsanan inek misali, ineğin pisliğine bile basmaya kıyamazsınız.

                Allah ineği insana hizmet etmek için yaratmıştır. Aklına Kur’an ile abdest aldıran bir genç, aklını kullanarak, ineğin sütünden, etinden ve derisinden istifade eder. Aklını şahsa teslim eden kişi, ineği kutsadığından, inekten çıkan süte yaptığı muameleyi, ineğin dışkısına da idrarına da yapmaya başlar. İnek kutsal olunca, inekten çıkan her şey kutsal olur (!).

                İtfaiye Müdürü kutsal değildir

                İslam’ın cemaat anlayışını itfaiye kurumuna benzetebilirsiniz. Bir yangın çıktığı zaman, tek başımıza, elimizde bir kovayla müdahale edebiliriz o yangına. Ancak, profesyonel bir itfaiye ekibi müdahale ederse, daha faydalı olur. İslam’ın cemaatleşme kavramıyla kastettiği şey budur işte. Organize biçimde yangınlarla mücadele etmektir, cemaat olmak. Asıl olan, itfaiye teşkilatının ayakta kalmasıdır. Yangını görünce koşacak bir ekip varsa, ‘cemaat’ var demektir.

Birileri kalkar, itfaiye müdürünün kerametlerini anlatmaya başlarsa, ferasetiyle yangın çıkmadan engel olabildiğini iddia ederse, itfaiye müdürü olmadan yangının söndürülemeyeceğini söylemeye başlarsa, o ekibin derdinin yangını söndürmek olmadığını anlayın.

                İtfaiye Müdürümüz Muhterem Nurullah Hocaefendi olmasaydı, memleket yangın yerine dönerdi’ demeye başlayanların çoğaldığı her teşkilattan, cemaatten, tarikattan uzaklaşın. Çünkü orada amaç unutulmuş, araç kutsanmaya başlanmıştır.

                İtfaiye Müdürü Muhterem Nurullah Hocaefendi’yi kutsayanlar, Nurullah Hocaefendi’nin, itfaiye aracına su yerine benzin doldurmaya başladığını görseler bile, bu davranışta ‘hikmet’ arar, yangına su yerine benzin dökerken bile, ibadet ettiklerini sanmaya başlarlar.

                Yeşilay cemaati

                Yaratıcının tüm yasakları, insanı zarardan korumak, tüm emirleri insana huzur sağlamak içindir.  İçki, sigara, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklara karşı mücadele etmek için kurulmuş bir yapıdır, Yeşilay. İslam’ın cemaat anlayışına uygun bir yapılanmadır. İnsana zarar veren şeylere karşı, insanı korumak için atılan her adım, İslam’a uygundur. Ancak bugün cemaat denilince şöyle bir algı var; ‘Yeşilay derneğini en iyi yöneten kişi Ahmed Hoca’dır. Ahmed Hoca olmazsa, Yeşilay ayakta kalamaz. Yaşasın Ahmed Hoca!’

Bu hayranlık öyle bir noktaya ulaşıyor ki, Yeşilay ve kuruluş amacı unutuluyor ama Ahmed Hoca kutsanıyor. Yeşilay için çalıştığını sananlar, Ahmed Hoca için çalıştıklarının farkına bile varamazlar.

                Kutsal ideal

                Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Kızılay bir cemaattir. Doğal afetlere karşı mücadele edilir. Kızılay’ın  başında bulunan kişi değil, kuruluş amacı önemlidir. Kişi kutsanıp amaç unutulursa, doğal afetlerle mücadele etmek için kurulan kurum, en büyük afetimiz olur.

                Sözün özü:

                Cemaat olmak, ideal peşinde koşmaktır, şahıs peşinde koşmak değil.

                Son günlerde yaşadığımız ‘cemaat’ tartışmaları, ideallerin şahıslardan daha önemli olduğunu gençlere anlatmak için, büyük bir fırsattır.

                Bu fırsatı kaçırmayın.

Bir Cevap Yazın