- - - - - - - - - - - - - - - - - -
Clarence W. Hall, bir yazısının girişinde Emily diye bir kadından bahseder. Başına türlü felâketler geldiği halde etrafına neşe saçan bir kadındır Emily:- - -
Yıllardır onun mütevazi evinde tasa, dert, gözyaşı gibi şeyler unutulmuştu, ona sırrını sorduğunda ‘Başkalarını yargılama huyundan kendimi kurtardım kurtaralı böyleyim”
‘Hazen Werner, hiç aralıksız komşunun pisliğinden şikayet eden bir kadından söz eder”diyor Hall:
Birgün kadın arkadaşını pencereye çekip ‘İpekli çamaşırlarını görüyor musun? Ne kadar lekeli ve gri değil mi?”der. arkadaşı nezaketle cevap verir. ‘Dikkatli bakarsan kirli olanın senin camların olduğunu göreceksin.”
Clarence W. Hall şöyle devam ediyor:
‘Başkaları hakkında hükme varırken hoşgörülü olmayışımız, suçladığımız kimsenin hareketlerinin arkasındaki gerçekleri bilmeyişimizdendir. şu Çin Atasözünü hiç unutmamalıyız: ‘Anlatamamaktan değil, anlayamamaktan korkun.”
Günlük hayatımızda peşin hükümlere yola çıktığımızdan dostlarımızın bile adlarını lekeleme tehlikesine düşeriz. Hükümlerimizde aceleci olmayalım ve hoşgörümüzü kaybetmeyelim.
Acele hükme varmadan kendimize soralım: Ben de onunla aynı şartlar altında bulunsaydım onun kadar hatta daha beter olamaz mıydım?
Bir kimsenin suçu ne olursa olsun her zaman hafifletici sebepler olabileceğini unutmayın. Sioux Kızılderililerinde bir gelenek vardı. Başka kabileleri ziyaret için yola çıkmak üzere olan bir yerli ellerini gökyüzüne uzatıp ‘Ey büyük Ruh! ‘….Ãlmedikten sonra bana başkasını yargılama fırsatı verme” derdi.
-
‘Dr. Walter L. Moore, ilk dersine tahtaya kocaman beyaz bir kağıt asarak başlayan bir profesörden bahseder. Profesör dört köşe kağıdı tahtaya yapıştırdıktan sonra ortasına kurşun kalemle bir nokta koyar ve öğrencilere sorar? ‘Bana ne gördüğünüzü söyler misiniz?” Herkes bir ağızdan ‘Siyah bir nokta” diye cevap verir. Profesör ikinci sorusunu sorar: ‘Hiçbiriniz koskoca beyaz kağıdı göremedi mi?”
-
Kendinizi başkalarının iyi yanlarını görmeye alıştırın. İyiliğin dedikodusunu yapın. Böylece kendi ruhunuzun da huzura kavuştuğunu göreceksiniz.
Başkasını kötüledikten sonra aynaya bir bakın; yüzünüz ne kadar da yorgun, asık, sevimsiz değil mi? Sonra biri hakkında iyi şeyler düşünün; göreceksiniz yüz hatlarınız gevşeyecek, bakışınız sevimlileşecektir.
-
Bir İnsan kendi hata ve günahlarını düşünse, utancından başkasının yüzüne bakacak mecali kendinde bulamaz.- - -
www.saitcamlica.com
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 28 Ocak 2007, 09:48 tarihinde Hayatı Anlamak kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....










