Dindarların, çocuklarına ve öğrencilerine, dini anlatma ve sevdirme konusunda takındıkları yanlış tavırları çok eleştirdim. Bazı konferanslarımda da çok dile getirdim. Özellikle İmam Hatip Liselerinde ve müftülüklerde yaptığım konferanslarda genelde bu çerçevede konuşmalar yaptım.

Aslında niyetim, durum değerlendirmesi yaparak, hatalardan vazgeçmemiz gerektiğini vurgulamaktı sadece. Geçmişte yaptığımız hataların bedelini bugün ödüyoruz.

Bundan sonra yapacaklarımızın karşılığını da, önümüzdeki yıllarda göreceğiz.

Bazı konferanslarımda arkadaşlar beni eleştirip, bana katılmadıklarını söylediler. “Hocam bu söylediklerinizi eskide kaldı. Artık bu sıkıntılar eskisi gibi değil!” diyen arkadaşlar oldu. Keşke bunu diyenler haklı olsa, ben yanılmış olsam.

Kusur avcısı öğretmenler…

İnsan, iyi ve kötü yanlarıyla insandır. Hiçbir kötü tarafı olmayan bir insan olamayacağı gibi, hiçbir iyi tarafı olmayan insan da yoktur. Mükemmel kusursuz bir öğrenci olmadığı gibi, hiçbir işe yaramayan, çöpe atılması gereken bir öğrenci de yoktur.

Bazı eğitimciler, kusur avcısı gibi hareket ediyorlar. Öğrencilerinin kusurlarını avlamaktan başka bir yöntem bilmiyorlar. Sürekli öğrencilerinin eksik taraflarını görüp, hep o eksiklerini yüzlerine söylüyorlar. “Siz adam olmazsınız! Sizden önceki öğrencilerimiz gibi değilsiniz. Eskiden daha iyi öğrencilerimiz vardı” cümlelerini ben de öğrencilik yıllarımda çok duydum. Mezun olduktan birkaç yıl sonra bazı öğretmenlerim, “Keşke şimdiki öğrenciler sizin kadar olabilse!” demişti bazı öğretmenlerim.

Öğrenci okuldan ayrıldıktan sonra, onun iyi taraflarını hatırlamaktansa, öğrenci okul sıralarında otururken iyi yönlerini keşfetmeye çalışmalı eğitimciler.

Din hâl ile anlatılır, kâl ile değil…

İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisiyle çay içerken, bu konulardaki fikrini sordum. Yarasına dokunmuşum meğer. Bir dokun bin ah işit. Bir başladı anlatmaya:

“Bize yalan söylemeyin diyorlar, kendileri yalan söylüyor. Bizim bu yalanı anlamadığımızı sanıyorlar. Bizim cep telefonlarımızı topluyorlar, kendileri derste cep telefonlarına cevap veriyorlar. Cep telefonunda oyun oynuyorlar.

Hz. Ömer’in adaletinden bahseden idarecilerimiz, İstiklal Marşı okunurken bizleri yağmurun altında bekletirken, kendileri branda altında istiklal marşı söylüyorlar.

Bu sahneyi Hz. Ömer görse ne der acaba?”

Disiplin adına öğrencisine nefes aldırmayan okul müdürü, öğretmenlerle yaptığı toplantıda cep telefonu çalınca, toplantı ortasında dışarı çıkmış. Diğer idareciler ve öğretmenler arkasından gülmüşler. Bu sahneyi öğrenciler görseydi ne düşünürlerdi acaba? Bu sahneyi gören ve aynı idarecinin öğrenci karşısındaki tavırlarını da bilen bir öğretmen arkadaş paylaştı benle bunu.

Sabrı öğretmek isteyen bir eğitimci, sabırlı olmak zorundadır.

Hoşgörüyü öğretmek isteyen bir eğitimci, hoşgörülü olmak zorundadır.

Fedakârlığı öğretmek isteyen bir eğitimci, fedakâr olmak zorundadır.

Çünkü eğitim, önce hâl ile verilir. Hâl ile kâl arasındaki çelişki, eğitimcinin öğrenci üzerindeki etkisini azaltır.

Kuran’dan nefret ediyorum!

İmam Hatip Lisesinde okuyan kız çocuğu annesine, “Anne Kuran’dan nefret ediyorum!” deyince, anne aniden kızına dönüp, “Bu nasıl söz kızım?” demiş. Kız öğrenci yaptığı gafın farkına varınca, “Anne! Kuran’dan değil, Kuran dersine gelen hocamızdan nefret ediyorum!” demiş.

Kuran dersine gelen hocadan nefret eden öğrenci “Kurandan nefret ediyoruz!” demişse, bunun hesabını Allah (cc) İlahiyat fakültesi mezunu, Kuran dersine gelen hocaya sorar.

“Kuran hocasını sevmiyorum. Her şey için bağırıyor bize. Ben seneye bu okuldan ayrılıp Ticaret Meslek Lisesine gideceğim” dedi bana bir kız öğrenci. İmam Hatip Lisesi, birinci sınıf öğrencisini okuldan soğutan ve uzaklaştıran Kuran hocası, bunun vebalini nasıl ödeyecek?

Bu olaylar yirmi yıl önce yaşanmış olaylar değil maalesef. Bu yazıda paylaştım olayların hepsini 2010 yılının  Mart  ayında  dinledim.  Aynı  tarihlerde  mail adresime gelen başka bir postada, öğrencinin kullandığı ifade, öğrencinin değil eğitimcilerin ayıbı bence.

Kız öğrencinin annesi göndermiş bana bu yazıyı:

“Biz, kızımız dinini öğrensin diye İmam Hatip Lisesine gönderdik. Ancak okuldaki bazı hocalar, sanki hoca değil de, dedektif gibi çalışıyorlar. Tek işleri, öğrencilerin açıklarını yakalamak ve onları rencide etmek sanki… Bunu da din adına yapıyorlar maalesef. Benim kızım, “Anne bunlar Müslümansa ben Hıristiyan olacağım!” diyor. İmam Hatip Lisesindeki bazı hocalarının tavırlarından dolayı bunu söylüyor kızım. Dinini öğrensin diye gönderdiğimiz okulda, çocuklarımızı dinden soğutmaya kimsenin hakkı yok.”

İnsan kazanması gerekenler, insan kaybetmeye sebep oluyorsa, buna sadece “Yazıklar olsun!” derim. Öğrencilerine “Adam olmazlar!” gözüyle bakan eğitimcilere, Beyazid-i Bistami’nin çok anlamlı bir sözüyle cevap vermek istiyorum.

Yıllarca durmadan, usanmadan insanları Allah’a davet ettim. Nice zaman sonra arkamı dönüp baktım. Bir de ne göreyim, hepsi beni geçmiş.

Bir Cevap Yazın