Ramazan, oruç demektir…

                Ramazan, iftar demektir…

                Ramazan, teravih namazı demektir…

                Ramazan, mukabele demektir…

                Ramazan, açlıkla terbiye edilen nefsin, ruhu dinginleştirdiğine şahit olmak demektir.

                Bunların hepsi doğru…

                Ancak en önemlisi ve en doğrusu, Ramazan Kur’an ayı demektir. Ramazanı mübarek kılan şey, içinde Kadir Gecesini barındırmasıdır. Kadir Gecesini bin aydan daha hayırlı yapan değer, insanın Allah’la son kez randevulaşmaya başladığı, ilk gece olmasıdır. Kur’an, o gece inmeye başladığı için, gece değerlenmiştir.

                En çok satılan kitap!

                Dünyada en çok satılan kitap hangisi?

Bu sorunun tereddütsüz tek bir cevabı var. Kur’an…

                Dünyada en çok okunan kitap hangisi?

                Bu sorunun cevabı da tereddütsüz Kur’an’dır.

                Dünyada anlamı üzerinde en az kafa yorulan kitap hangisi?

                Bu sorunun cevabının da Kur’an olması, yaşadığımız yüzyılın Müslümanlarının en büyük hatasını gösteriyor.

Kitapçı arkadaşlarımın işyerlerine uğradığım zaman görüyorum ki, hepsi bu aylarda en çok Kur’an satıyorlar. Birçok gazete, abonelerine Kur’an hediye ediyor. Türkiye’de yılda kaç tane Kur’an satılıyor acaba? Rakamları bilmiyorum… Ancak kendi ailem ve kardeşlerim merkezli bir hesap yaparak şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Tükiye’de, insan sayısından daha fazla Kur’an  vardır.

                “Kuran’dan uzaklaştık bu hale geldik!” cümlesini herkes kuruyor. Ancak her evde birkaç tane Kur’an var. Kur’an’dan fiziki olarak uzaklaşmış değiliz. Kur’an’ın vermeye çalıştığı mesajlardan uzaklaştık.

                Al şu Kur’anı!  İmana gel!

                Sanki kitabımız Kur’an, başkalarını imana getirmek için inmiş gibi davranıyoruz. Kuran meali okurken dikkatimi çeken noktalardan birisi de buydu. Allah birçok ayete, “Ey iman edenler!” diye başlıyor. Allah, ‘Müslüman olduğunu, iman ettiğini iddia eden kişiyi’ eğitmeye çalışıyor. Müslüman olmayanı imana getirmek için indirilmiş bir kitap değildir Kur’an. Müslüman olduğunu iddia eden kişiyi yolda tutmak için, doğru yolda kalmasını sağlamak için indirilmiş bir kitaptır Kur’an.

                İçinizdeki Peygamberi vahiysiz bırakmayın!

                “Oku!” emriyle başlar ilk iletişim. Allah, insanla son kez iletişime geçmeye başladığında, “oku!” diye başladı. Siz bir insana “Şunu bir okusana!” dediğinizde, “şunu anla!” demeye ihtiyaç duymazsınız. Anlamasını istediğiniz şeyi okumasını istersiniz. Allah “Oku!” derken “anla!” demek istiyor.  “Anlasan da anlamasan da sürekli oku!” diye bir emir varmış gibi bir ilişkimiz var Kur’an’la.

                İmam Cafer’in Kur’an – İnsan ilişkisine dair yaptığı “Akıl insanın içindeki peygamber, peygamber insanın dışındaki akıldır” benzetmesi çok manidardır. Aklınızı, ufkunuzu, bakışınızı Kur’an ile besleyin ki, içinizdeki Peygamber diri kalsın.

                Anlamadan okuyoruz!

                Perşembe akşamları Yasin okumak, Ramazan ayında hatim indirmek gibi güzel geleneklerimiz var. Bu ve benzeri geleneklerimizin yaşaması, yaşatılması elbette güzeldir. Ancak, “Perşembe akşamları Yasin okumak mı daha sevaptır, Yasin’in vermeye çalıştığı mesajı okumak, anlamaya çalışmak mı?” sorusu sorulduğu zaman, tereddüt ediyoruz. Çünkü gelenekleri sorgulamaya alışkın değiliz.

                Aynı soruyu, Ramazan ayında yapılan hatimler için de sorabiliriz. “Ramazan ayında Kur’an’ı hatmetmek mi daha sevaptır, Kur’anın mealini, tefsirini okumak mı?” Elbette meal – tefsir okumak, defalarca hatmetmekten daha sevaptır.

                Keşke, Kur’anı anlayacak kadar, Arapça bilgimiz olsaydı. Ya da herkes Arapça anlasaydı, bilseydi. Ancak bizim anadilimiz Türkçe. Anladığımız dilde Kur’an okumaya mutlaka alışmamız gerek.

                Yirmi yıllık bir hafız, bir kez bile Kur’an’ın mealini tefsirini okumamışsa, bence bu hafızlık mantığı, ciddi anlamda sorgulanması gereken bir tavırdır. Yirmi yıldır, her Ramazan’da hatim indirdiği halde, bir kez bile meal – tefsir okumamış olan insan sayısı o kadar çok ki bu memlekette.

                ‘Atalarının dinine uyanlar, atalarının dini algılama biçimine uyanlar’ vurgusunu Yaratıcı’nın niçin bu kadar sık yaptığını daha iyi anlıyorum.

                Atalarınızın dini değil, Allah’ın dinine iman edin.

                Üniversite öğrenciliğimde ilk kez Kur’an meali bitirdim. İlk okumamda birçok not aldım. En çok dikkatimi çeken konuyu sizinle paylaşacağım. Kur’an da birçok Peygamberin kavimleriyle olan mücadelesinden bahsedilir. Peygamberlere karşı çıkan kavimlerin, neredeyse tamamı, aynı gerekçeyle Peygamberlere karşı çıkmışlar. “Atalarımızdan öğrendiğimizi inançlarımızı mı değiştirmek istiyorsun? Biz babalarımızdan gördüğümüz dine iman ediyoruz.”

                Ben ilk meal okuduğumda bu gerçekten şu dersi çıkardım. Allah bana diyor ki, “Sait Çamlıca, atalarından, hocalarından öğrendiğin din ile yetinme. Allah’ın kelamı hiç bozulmadan sana kadar ulaştı. Kur’an oku! Okuduklarını anlamaya çalış! İlahi kelam üzerine tefekkür et! Anlayamadıklarını araştır!”

                Kur’an ayı, Ramazan vesilesiyle herkes kendine bu soruyu sormalı. “Ben, dinimi atalarımdan mı öğrenmeyelim, Allah’tan mı?”

                Allah tüm hocalardan daha merhametli!

                Türkiye’de çok iyi tanınan, hatip hocalardan birisi, bir televizyon programına konuk olmuştu. Üç saatten fazla süren programı bende izledim. Karşısında ki insanın ters sorularına rağmen, hoca, çok güzel cevaplar vermişti. Allah’ın rahmetini, merhametini anlatırken, çok güzel örnekler verdi. “Cennete gitmek çok kolay aslında… Zor olan, pahalı olan cehennemdir!” gibi cümleler kurmuştu. Programdan sonra, o hocanın birçok sohbetini dinlemiş olan bir arkadaşım, çok ilginç bir değerlendirme yaptı.

                “Akşam hocamız televizyonda çok güzel konuştu. Ancak ben şunu anlayamadım. Yıllarca bizi cehennem ile korkutan hocamız, televizyona çıkınca neden hep cennetin kolaylığından bahsetti. Bizi, yıllarca neden hep korkutarak eğitmeye çalıştı? Bizim günahımız neydi?”

                Üçüncü kez Kur’an tefsiri okurken, başka bir gerçek dikkatimi çekti. Biz dini hep hocalarımızdan öğrenmeye, hocalarımızdan dinlemeye alışmışız. Elbette birçok değerli hocadan, dinimizi öğrenmeye devam etmeliyiz. Ancak ben tefsir okurken hissettiğim “rahman” duygusunu paylaşmak istiyorum sizinle. Kur’an tefsiri okurken, “Yarabbi! Sen ne kadar merhametlisin kullarına karşı. Sen ne kadar affedicisin” cümlelerini kurduğumu iyi hatırlıyorum.

                Emin olun, değil hocalarınız, annenizin sizi sevdiğinden çok daha fazla sever Allah kullarını. Allah, hocalarınızdan, annenizden, babanızdan çok daha merhametlidir, size ve hatalarınıza karşı.

                Bu Ramazan ayında, Allah nasip ederse, üçüncü kez meal – tefsir bitirmiş olacağım. Her okuduğumda zihnimde yeni ufuklar açılıyor. Çok değer verdiğim bir müftü arkadaşım bana, “Meal ya da Tefsir bitir, sonra tekrar başla! Bitir, tekrar başla! Bitir, tekrar başla!” demişti.

                Tüm bu gerçeklerden dolayı diyorum ki, “Ramazan ayında Kur’an okumayın!”

                Ramazan ayı vesilesiyle, Kur’an’ı anlamaya çalışın.   

Bir Cevap Yazın