Öğretmenlik yaptığım yıllarda bende iz bırakan olaylardan birisiydi, 5.sınıf öğrencisinin sınıf arkadaşına ‘para versem benimle birlikte olur musun?’ diye teklif etmesinin gazetelere konu olması. O olayı ve haberi hiç unutmadım. Olayın ortaya çıkması, öğrencinin öğretmeninin isyanı ile oldu.

O yıllarda popüler olan, maalesef en çok izlenen dizilerden birisi olan ‘Binbir gece’ adlı diziden etkilenmişti 5.sınıf öğrencisi. Dizide zengin bir iş adamı, muhtaç bir kadına ihtiyacı olan miktarda parayı vermek için bir gecelik ilişki teklif ediyordu.

‘Diziler gençlere ne öğretiyor?’ diye sorulsa, aklımıza gelen cevapların bir kısmı şöyle olurdu:  

Sevgilisi olmayan genç ezik, çirkin veya beceriksiz sayılıyor. Çünkü her dizinin mutlaka işlediği en önemli konu bu… Sevgiliniz olmalı!

Diziler aşkın adını da tadını da kirlettiler. Belden yukarısı (kalp) ile hissedilip yaşanması gereken aşk, belden aşağısı (cinsellik) ile yaşanan ahlaksız bir olaya dönüştü. 

Diziler gençlere kullanacakları kelime ve kavramları da öğretiyor maalesef. ‘Beyaz yalan’ diye bir söze alıştırdı toplumu. Yalanın beyazı veya siyahı olmaz. Hatta yalanın beyazına inanan insanların, zamanla renk körü olacağını düşünürüm.

Zengin veya fakir olmak insanı üstün veya alçak yapmaz. Ancak diziler gençlere zenginliğe şükretmeyi, fakirliğe sabretmeyi unutturdu. Kimseye muhtaç olmamanın en büyük zenginlik olduğunu, helal para kazanmanın huzurunu unuttu gençlerin çoğu. Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ‘Helal olan 4 lira, haram olan 5 liradan büyüktür’ sözünü gençlere öğretmemiz gerekiyor.

Gönüle değil göze hitap etmenin üstünlük olduğuna inandırılıyor gençler. Kalbini değil kıyafetini temiz tutmayı önemsiyor. Beynine değil saçlarına önem veriyor. Genç kızlar makyaj için harcadıkları para ve zamanı kitap alıp okumaya harcasalar, dünya çok daha güzel bir yer olacak. Genç delikanlılar, vücut kaslarını geliştirip, kaslarını göstererek yürümek için harcadıkları para ve zamanı kendilerini yetiştirmek için harcasalar hem kendilerine hem çevrelerine daha faydalı olacaklar.

Şimdi biz kime kızmalıyız?             

Diziyi çekenlere mi? Dizi de oynayanlara mı? Diziyi yayınlayanlara mı? Diziye reklam verenlere mi? Dizinin yayınlanmasına izin verenlere mi? Yoksa diziyi izleyenlere mi?

Diyelim  ki  herkesin  suçu  ve  sorumluluğu  var. İnsan elinin uzandığı, gücünün yettiği yerden sorumlu değil mi en çok? Her anne baba önce kendini sonra çocuklarını bu rezilliklerden korumakla mükellef değil mi? Başkalarına kızarak veya sorumluluğu sürekli başkalarına atarak sorunlarımızı çözemeyeceğimizi düşünüyorum. Ben en çok izleyenlere kızanlardanım.

Dizilerin hayattan alındığını düşünürken, dizilerdeki hayatları hayatımızda görmeye başlamadan önce, aile hayatımızın ahlak değerlerini, gençlerin hayata bakış açısını bozan dizilerden, önce kendinizi sonra çocuklarınızı koruyun.

Bir Cevap Yazın