-
Bu genç bilim adamının öyküsü ‘tıp etiği” derslerinde anlatılan bir konudur. Bu anlatılan genç ve yaşanılan olay tamamen gerçektir.
şunu bir düşünün; Siz bilmek için ölür müsünüz? Ãlkeniz için, sevdikleriniz için, namusunuz için ölebilirsiniz. Peki ya bilmek için, öğrenmek için, anlamak için canınızı verir misiniz? İşte bu genç- bilim adamı bir gerçeği ortaya çıkarmak için canını vermiştir.
O bilimin daima ilerlemesini savunuyordu. Ancak tıp bilimi ‘ölüme yakın yaşanan deneyimler” konusunda kör bir bilinmeze takılmıştı. Bu gerçeğin ortaya çıkarılabilmenin tek yolu bilinçli bir insanın ölmeden önce neler hissettiğini ölürken anlatmasıydı. Bunu yapacak gönüllüler olmayacağı için bilim bu noktada tıkanmıştı.
Bir süre sonra her büyük sorun gibi bu sorun da kendi kahramanını ortaya çıkarttı. Genç bir tıp araştırmacısı bu deney için gönüllü oldu. ancak yasalardan korkan hocaları kabul etmedi. Genç Adam bilimin tıkanmasını, bilginin tükenmesini, bilinmezliğin duvarlarına çarpmayı içine sindirememişti. Ne yapması gerektiğine karar verdi. Her akşam çalıştığı masanın üzerine teybini koydu. Teybi çalıştırıp amacını anlattı ve önündeki beyaz sayfanın üzerine tüm insanlık için iki kelimelik bir notu kalemi kıskıvrak tutarak yazdı. Son bir defa karşısına baktı. Teyp her şeyi kaydediyordu. Sonra hiç tereddüt etmeden, elleri bile titremeden keskin usturayı kabından çıkardı ve sol bileğindeki ana damarı kesti.
Ãlmeden önce en son yaşanan deneyimleri keşfedecekti. Bilmek için ölüyordu. Kan damarından fışkırmaya başladı. Kanın fışkırma sesini teyp bile kaydetmişti. Hızla kan kaybederken hissettiklerini sesli olarak anlatıyordu. Kendi kanının kokusunu burnundan hissediyor, kendisine ait birşeylerin kolundan dışarı akışını baygın gözlerle seyrediyordu. O ölünceye kadar amacını unutmadı, hem söyledi hem yazmaya çalıştı….
Kapısını kırıp odasına giren polisler gördüklerine inanamadılar. Ãzerinde bir kitap, bir not defteri, bir kalem ve de kayıt cihazı bulunan bir masanın üzerinde bir kişi yüz üstü düşerek ölmüştü. Yüzünün yarısı kanıyla kırmızıya boyanmıştı. Masanın üzerinde onun tüm insanlığa, size ve bana, bilime inanan her kişiye iki kelimelik bir notu vardı; o bize ‘KALKIN ve YÃRÃYÃN” diye not bıraktı. Bizden daha iyiye, daha güzele ulaşmak için sürekli çaba göstermemizi istiyordu.
Lütfen Unutmayın; engeller olabilir, eksik ve yetersiz olabilirsiniz, yolunuz tıkanmış olabilir, kendinizi yorgun, kimsesiz ve çaresiz hissedebilirsiniz. Tüm bunlar sizin birşeyler yapmanız gerektiğini gösteriyor; KALKIN ve YÃRÃYÃN! Unutmayın ki önce insanlar bir yere giderler, sonra insanlığı oraya götürürler. Siz de bir şey yapın, bir şey olun, bir şeyleri değiştirin, bir şeyi daha iyi yapmayı öğrenin. Ãğrenin! Düşünün! Konuşun! Düşleyin! Yaşayın! Kendinizi ölüme adamak zorunda değilsiniz. TV’ti kapatın, birkaç kitap alın Okuyun, okuyun, okuyun…..
….ve UYANIN
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazartesi, 12 Mart 2007, 09:50 tarihinde Oku Oku Oku kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














gökyüzündeki yıldızlar,dalgalanan denizz.. rüzgarla savrulan yapraklar.. ve nice güzellikler…işte bunlar hayatı süsleyen balonlar..kırmızı,beyaz.mavi rengarenk balonlar..ve bunları tutmayı başaran insanlar ….SİZ o güzel, rengarenk balonları tutmayı başaranlardansınız SAİT ÇAMLICA…TEŞEKKÜR EDERİM..8YAYINLAMIŞ OLDUĞUNUZ YAZILARINIZ İÇİN..)
inanmıyorum ya nasıl yapabilmiş gerçekmi buu?? benmi safımm anlayamadım heraldee:)
gencler sakin böyle bir deney yapmaya kalkmayin ölümü en güzel anlatan íslam dinini iyi inceleyin sait camlicanin yazilarini cok begeniyorum fakat bunu bir hikaye olarak algilayin ve siz izi kuranin isigin da arayin ve birakin