“Başarılı veya başarısız olmak kaderimden yazılıdır. Öyleyse kaderimden ne yazılı ise ben onu yaşayacağım!” düşüncesi bir inanç meselesi midir, yoksa bahane mi?
İster sınavlara hazırlanan bir öğrenci olun, ister iş hayatına başlayan bir insan, herkes başarılı olmak ister. Başarılı olunca bunun kendi çabasıyla olduğunu düşünen insan, başarısız olduğu zaman hemen kaderi suçlar.
Ben kadere inanan birisiyim. Ancak, tembellik hastalığından kurtulamayan bir insanın Kaderi suçlamasının kendini kandırmak olduğunu düşünüyorum.
Televizyon ve Bilgisayara esir olmaktan kendini kurtaramayan birisi, kaderi suçluyorsa, sadece kendini kanırıyor demektir.
* * * * * *
Bir Papaz kilise de kasaba halkına konuşma yaparken şiddetli bir yağmur başlamış. Yağmur ve gök gürültüsü öyle şiddetlenmiş ki, papazın dinleyenler yavaş yavaş kiliseyi boşaltamaya başlamış.
Saatlerce süren yağmur kasaba halkını iyice korkutmuş. Evleri su basmaya başlayınca hep beraber kasabayı boşaltmaya karar vermişler. Geride kalan birkaç kişi kiliseyi uğrayıp Papazı da uyarmışlar.
“Papaz Efendi, köyü su bastı. Bazı evler yıkılmaya başladı. Herkes köyü terk ediyor. Haydi sizde birkaç eşyanızı alın da gidelim” demişler.
Papaz, hiç tereddüt etmeden, “Siz gidin!” demiş. “Allah beni korur!”
Papazı ikna edemeyeceklerini anlayan köylüler uzaklaşmışlar. Tüm köyü su basmış. Birkaç kişi bir tekneyle kiliseye yaklaşmış. Kilisenin birinci kayı su dolduğu için Papaz ikinci katın camından dışarıyı seyrediyormuş. Tekneyle kiliseye yaklaşan köylüler, “Papaz Efendi! Köyde birçok ev yıkıldı. Kilisenin de yıkılma ihtimali var. Haydi sen de gel. Bizim tekneyle uzaklaşalım buralardan” demişler.
Papaz, hiç tereddüt etmeden, “Siz gidin!” demiş. “Allah beni korur!”
Kilisenin ikinci katı da suyla dolunca Papaz kilisenin tavanına çıkmış oturmuş. Yağmurun şiddetli azalmış olsa bile, sel suları çok şiddetli bir şekilde köyü harabeye çeviriyormuş. Dağlardan toprakla birlikte köyün birçok evine yıkan sel suları köyde ki birçok evi yıkmış.
Kiliseye bir helikopter yaklaşmış. Helikopterden kilisenin damına merdiven uzatan görevliler, Papaza seslenmişler. “Papaz Efendi! Köyde nerdeyse yıkılmadık bina kalmadı. Kilise zaten eski bir yapı. Kilise de yıkılır. Haydi şu merdivenden tırman da, seni de kurtaralım!” demişler.
Papaz, hiç tereddüt etmeden, “Siz gidin!” demiş. “Allah beni korur!”
Görevliler Papazı ikna edemeyeceklerini anlayınca uzaklaşmışlar. Kısa bir müddet sonra da kilise yıkılmış ve Papaz sel sularına kapılarak ölmüş.
Hikaye bu işte. Öte dünyada Papaz yaratıcıya sitem (!) etmiş.
“Allah’ım! Ben sana güvendim. ‘Beni Allah korur!’ dedim. Ama sen beni kurtarmadın!”
Yaratıcı papaza, “Ben seni kurtarmak için elimden gelen her şeyi yaptım!” demiş.
“Yağmur başlayıp hızlanınca, kapına adamlar gönderdim. Sen onları dinleyip çıkmadın. Kilisenin yarısı suyla dolunca, tekneyle adamları gönderdim seni kurtarsınlar diye. Sen onların dediklerini de dinlemedin. Kilise yıkılınca sel sularının altında kalma diye sana Helikopterle adam gönderdim. Sen Helikoptere de binmedin.
Ben sana daha nasıl yardım edeyim?”
* * * * * * *
Yaratıcı insana başarılı olmak için ihtiyacı olan her şeyi verir. Elinde varolan imkanları değerlendirme iradesine sahip olmayan insanların, kaderi suçlamaya hakkı yoktur.
Yaratıcı insana su, hamur ve maya verir. Ancak pişirilmiş ekmek vermez. İnsan, alın teri, emek ve bilgisiyle ekmek pişirmeli. Hamur, su ve maya, alın teriyle yoğrularak, ateşin karşısında terleyerek, ekmeğe dönüştürülmeli.
Kader budur!
Başarı budur!
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Cumartesi, 24 Ekim 2009, 01:42 tarihinde Başarı Hikayeleri, Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














Her eden kendine eder,insanın kendine yaptığını dünya bir araya gelse yapamaz… Yine güzel bir konuda bizleri aydınlattınız.Siz yazdıkça bizler okuyacağız.Selam ve Dua ile…
her insan kendi yaptığından sorulur bu yüzden herşeyi kadere bağlamamalıyız
Sn.Çamlıca ben kırıkkale üniversitesi yerel yönetimler öğrencisiyim ..aynı zamanda anadolu üniversitesi uluslararası ilişkiler okuyorum .. ve yerel yönetimler tahsilimi siyasal bilimler fakültesini de bitirerek noktalamak istiyorum .. amacım nitelikli ve dopdolu bir siyaset adamı olmak .. ve bu ülkeye layıkıyla hizmet etmek ! sizden ricam nitelikli lider olabilmek üzerine birçok kitap yazmanız .. emin olunuz kitaplarınız kütüphanemin en üst raflarında ömür boyu rehberim olacaktır ..
Rabbim bizlere düşünüp tutalım diye öğütler veriyor . Bize akıl vermiş neyin olumlu neyin olacagını ayırt edelim diye.