Görmek ilginç bir eylemdir. Aynı yere bakarız fakat aynı şeyi göremeyiz. Neden? Sorun göz ile ilgili bir sorun değil. Gözlük takmakta sorunu çözmez. Neden herkeste aynı organ (göz) olduğu halde, aynı yere, aynı şeye, aynı olaya bakarken aynı şeyi görmüyor, aynı şekilde yorumlamıyoruz?

Farkın sebebi, bilgi ve duygu farklılığıdır. Gözün daha iyi görmesi için gözlük takmak yeterli olabilir veya ameliyat ile bu problemi çözebilirsiniz. Ancak ‘bilgi’ gözünüzün derecesini değil, bakış açınızı değiştirir. İyi niyetle beslenen duygu ise sorunu değil çözümü görmenizi sağlar.

Okumayanlar sorunu, okuyanlar çözümü görür.

‘Kahvede oyun oynarken hükümet kurmak ve yıkmak’ diye bir tabir vardır Anadolu’da. Akşama kadar kahvelerde oyun oynayan, yani boş işlerle zamanını öldüren insanlar, genelde sorunları görür ve ne görüyorsa onu konuşur. Ama sadece sorunları konuşurlar. ‘Ben olsam’ diye başlayan cümleleri duyar gülersiniz.  

Bilgi görmeden anlamanızı sağlar

Bir bahçeden daha iyi ürün alabilmek için bile, asgarî ‘çiftçilik’ bilgisine sahip olmanız gerekir. Arabanızdaki arızanın nereden kaynaklandığını anlamak için ‘usta’, usta olmak için bilgi gerekiyor.

Bilgi bazen hiç görmediğiniz şeyleri bile anlamanıza yardımcı olur. Fotoğraf ve resimler bu kadar yaygın değilken, 19. Yüzyıl başlarında, Rusya’da yaşayan bir Fizik Profesörüne, o güne kadar hiç görmediği ve bilmediği bir hayvandan bahsetmişler. 

Demişler ki ‘Ortadoğu’da bir hayvan var. Hayvan yerde otururken üzerine yük koyuyorsun. Yükü yükledikten sonra hayvan ayağa kalkıyor. Hayvanın sırtına binecekseniz, önce hayvanı yere oturtuyorsunuz, hayvan yerde otururken sırtına biniyorsunuz ve siz hayvanın sırtındayken hayvan ayağa kalkıyor.’

Anlatılanları dikkatlice dinleyen Fizik profesörü ‘Bu imkânsız’ demiş. Çünkü o güne kadar, yük taşımak veya seyahat etmek için kullandığı hayvanlar olan at ve eşekler, ayaktayken yük yüklenebilen ve üzerine binilebilen hayvanlardır. Bir at yerde yatarken üzerine yük yüklerseniz ayağa kalkamaz. Yük taşırken hayvan yere düşse, önce yükünü boşaltıp hayvanı ayağa kaldırmak zorunda kalırsınız. At ayağa kalktıktan sonra yeniden yükünü yükleyebilirsiniz. Bunu bilen Fizik profesörü, oturduğu yerde yük yüklendikten sonra ayağa kalkabilen bir hayvanın varlığına inanmamış.    

‘Bu imkânsız’ dedikten sonra bir müddet düşünceye dalmış. Uzun uzun düşündükten sonra ‘Şayet böyle bir hayvan varsa, o hayvanın boyun kısmı normal hayvanlardan çok daha uzun olması lazım. Aksi takdirde sırtındaki yük ile ayağa kalkması imkânsızdır’ demiş.

Rusya gibi soğuk bir iklimde yaşayan ve hayatı boyunca hiç Deve görmemiş bir Profesörün, hiç görmediği bir hayvanın boynunun uzun olması gerektiğini anlamasını sağlayan şey, fizik bilgisidir. Yani bilgi, görmediğinizi bile anlamanızı sağlayabiliyor.  

Bilgi yol gösterir

Hepimiz alıştık navigasyonlara. Yolumuzu bulmak, gideceğimiz yere alternatif yolları öğrenmek için, aracımız veya cep telefonlarımızdaki navigasyonlardan istifade ediyoruz. Eskiden insanlar nNavigasyona bakarak değil, gökyüzüne bakarak yönlerini ve yollarını buluyordu. Gökyüzüne, yani yıldızlara bakarak yönlerini bulup yollarına devam ediyorlardı. Askerlik yapan herkes bunun eğitimini alıyor. Hatta kapalı havalarda ağaç diplerindeki yeşillikler bile yol bulmanıza ve yön tayin etmenize yardımcı olur.

Allah Kur’an’da yıldızları insanlara kara ve denizde yol bulmak için yarattığını söyler. ‘Karanın ve denizin zifiri karanlığında onlara bakıp yolunuzu bulabilesiniz diye sizin için yıldızları var eden O’dur. Doğrusu biz bu mesajları öğrenmeye gönüllü bir topluluk için açıklıyoruz.’  (Enam – 97)

Yolunuzu bulmak için bilgi sahibi olmak zorundasınız. Yıldızlar hakkında, kutup yıldızı, büyük ayı, küçük ayı gibi temel yıldızlarla yol bulma bilgisine sahip değilseniz, yani bilmiyorsanız, kaybolursunuz.

Duymak sadece kulak işi mi?

Afrika’da bir Safari gezisinde uzun süre kalan Amerikalı bir genç, Afrikalı bir gençle dost olmuş. Uzun uğraşlardan sonra yeni arkadaşını New York’a götürmeyi başarmış. Sessiz ve ıssız ormanlarda yaşayan genç, şaşkınlıktan sürekli etrafını seyrediyormuş. Kalabalık trafiğin olduğu bir sokakta gezerken, arkadaşına ‘cırcır böceğinin sesini duyuyor musun?’ diye sormuş aniden. Amerikalı genç gülmüş. ‘Bu kalabalık ve gürültüden cırcır böceği sesi nereden gelsin? Olsa bile duyamazsın’ demiş. Afrikalı genç sesin geldiği tarafa, yolun karşısına geçmiş. Koca apartmanın kıyısında yetişen bir avuç yeşilliğin arasına ellerini sokmuş. İki avucu arasına aldığı cırcır böceğini arkadaşının yanına götürmüş. Avucunu açarak ‘işte burada!’ demiş.

Afrikalı arkadaşıyla alay eden Amerikalı şaşırmış ve ‘Bu kalabalıkta o sesi nasıl duydun?’ diye sormuş. Amerikalı arkadaşından, cebindeki bozuk paraları isteyen Afrikalı genç, avucundaki bozuk paraları yere atmış. Paralar yere düşerken ses çıkartınca, önlerinde ilerleyen insanların bir kısmı ellerine ceplerine atarak geriye dönmüş. Bu sahneyi Amerikalı arkadaşına gösteren genç, ‘insan önem verdiği şeyin sesini kalabalıklar içerisinde olsa bile duyar’ demiş.  

Demek ki duymak, sadece ses dalgalarının kulak kepçeleri vasıtasıyla kulağa aktarılmasından ve zihnin bunu çözümlemesinden ibaret değilmiş. Önemsediğiniz veya sevdiğiniz şeyleri daha iyi duyarsınız. 

İşine geleni duyan yaşlılar art niyetli değildir genelde. Yaşlılıktan dolayı az duyan kulak, sevdiği veya istediği şeyi daha çok duyma özelliğine sahiptir.

Görmek sadece gözün, duymak sadece kulağın işi değildir.

Öğrenin ve dert edinin

Çözümü olmayan sorun, şifası olmaya hastalık yoktur. Ancak çözümü bulanlar, bilenler ve arayanlardır. Sürekli sorunları konuşanlar, çözümü bulmak için çaba sarfetmedikçe, çözüme ulaşamazlar.

Sorunu görmek ve çözümü bulmak için bilgi çok önemli fakat yeterli değildir. Doğru ve faydalı çözümü bulmak sorunu dert etmek, bulmayı istemek gerekiyor. 

Bir Cevap Yazın