Tokat Müftülüğü ile birlikte, diyanet personeline “Çocuk Aile ve Din” konulu konferansı verdikten sonra, bir din görevlisi arkadaş, benimle görüşmek istediğini söyledi. Yirmi yıla yakın zamandır din görevlisi olan arkadaş, liseye giden oğluyla yaşadığı sıkıntılarını benimle paylaştı.
Lise çağlarında olan gençlerin önemli bir kısmının yaşadığı sıkıntıları yaşıyor aile çocuklarıyla. Lise öğrencisi delikanlı kabına sığmıyor. Her gün başka bir yaramazlığıyla ailesini üzüyor. Etrafındaki arkadaşlarına göre çok daha fazla yaramazlıklar yapan oğluyla ilgili şikayetleri uzun uzun dinledim imam arkadaştan. Ancak imam arkadaş konuşurken, gözlerinin içinde öfke ve kin gördüm. Oğlunda bahsederken kullandığı ifadeler bana, sıkıntının ipuçlarını vermişti aslında. “Bizim serseri! Bizim aptal! Bu salak çocuk!” ifadeleriyle başlayan cümleler kuruyordu baba. “Beni millete rezil ediyor! Beni evlat katili yapacak!” gibi ifadelerini kullanmaktan geri durmuyordu.
Ayaküstü yaptığımız görüşmeden sonra, Hz. Peygamber’in “Ergenlik delilikten bir şubedir!” Hadisini hatırlattım imam arkadaşa. “Gençlik çağlarında gençlerle iletişim kurmaya çalışırken, daha sabırlı olmalı anne babalar!” gibi birkaç cümleden fazla bir şey söylemeye zamanım yetmedi.
Konferanstan sonra başka bir arkadaşla çay içmek için oturduk. Gençlik anılarımızı şeker yapıp, çay muhabbetimizi tatlandırdık. Laf arasında, bana çocuğunu şikayet eden imam arkadaşı sordum dostuma.
İyi ki sormuşum! Bakın bana neler anlattı. Suçlu kim?
* * * * * * *
“Sürekli oğlundan şikayet ediyor ama, suçlu kendisi!” diye söze başladı arkadaşım. Ali Hoca’dan ve oğlu Muhammed’den bahsediyorsun galiba. Ben onları yıllardır tanıyorum. Bugün şikayetçi olduğu oğlunun bebekliğini bile bilirim. Babası oğlunu zorla hafız yaptı. Çocuk, Kuran Kursunda hocalarından yediği dayak yüzünden, kurstan defalarca kaçtı. Kurstan kaçıp eve gelince, babası daha beter dayak attı. Dayak korkusuyla çocuk ağlaya ağlaya Kuran Kursu’na geri dönerdi. Zavallı annesinin de, bir kenarda sessiz sessiz ağlayarak, çocuğuna dua ettiğini duymuştum. Eşinin merhametsiz / acımasız dayakları yüzünden içinin kan ağladığını eşime anlatmış.
Çocuk hafızlığı bitirmişti ama, hem Kuran Kursundaki hocalarından hem de babasından nefret ettiğini biliyordum.
Çünkü benzer bir süreci kendim de yaşamıştım. Tüm ailem hafız olduğu için kendi isteğimle İstanbul’da bir Kuran Kursu’na yatılı okumaya gitmiştim. İlk seneden sonra hafızlığa başladım. Ufak tefek hatalarımız yüzünden öyle dayaklar yedik ki, bugün hala unutamıyorum. Sabah namazına bağırarak bizi kaldıran hocanın sesinden de kendisinden de derslerinden de nefret ederdim. Sabah namazını kılmamak için tuvaletin camından kaçıp bir köşede uyuduğumu hatırlıyorum. Bizi bazen falakaya yatırırdı. Bazen sırtımıza birini çıkartıp ağırlık taşıtarak cezalandırırdı. Askeri kampta yapılan muameleleri yaptı bize.
İki yıl dayanabildim bu sıkıntıya. Babam daha fazla dayanamayacağımı anlayınca, hafızlığımı yanında tamamlamam için, beni Kuran Kursundan aldı. Babamın yanına gidince çok rahatladım. Kuran Kursunda günde bir sayfa ezberi zor verirken, babamın yanında günde yedi sayfa ezber vererek hafızlığımı tamamladım. Babam bana bağırmıyordu, dövmüyordu, hakaret etmiyordu. Sadece “Yüreğine sağlık oğlum!” diyerek beni cesaretlendiriyordu.
Aradan yirmi yıla yakın zaman geçti belki, ancak ben hala babamın bana “Yüreğine sağlık oğlum!” demesini unutamam. Kuran Kursunda yediğim dayakları da unutamadım. O hocalarıma hakkımı helal etmeyeceğim!
Ben bu süreci yaşadığım için, Ali Hoca’yı defalarca uyardım. “Dayakla hafız olunmaz. Oğlunla arkadaş ol. Onu yanına al. Senin yanında yapsın hafızlığını. Biz din görevlisiyiz. Hz. Peygamber bir tane bile çocuk dövmemiş. Sen bu çocuğu düşman döver gibi dövüyorsun!” diye kaç kez uyardıysam da, bana karşı geldi. Hatta bir gün bana “Ben Peygamber değilim! O kadar sabredemem! Bu eşeği döve döve adam edeceğim!” dedi.
Peygamberimizin tüm sünnetlerini harfiyen yerine getirmeye çalışan bir cemaatin içinde yetişmiş olan Ali Hoca, dayak konusuna gelince “Ben Peygamber değilim!” cümlesini kurabiliyor.
Geçen sene Ali Hoca, Muhammed’i yine dövmüş. Dövdükten sonra kolundan tutup kapıya atmış. Aynı mahallede oturduğu kardeşine de telefon edip, “Bizim eşek oğlan size gelirse sakın eve alma. O’nu eve alırsan senle bir daha konuşmam, kapını bile açmam” demiş. Gece geç saatlere kadar sokakta kalan Muhammed, mahallenin tinercileriyle arkadaş olmuş.
Muhammed tinerci olacak korkusuyla, Ali Hoca’ya ne kadar kızgın olsam bile, Muhammed’i karşıma aldım konuştum. “Baban senin bu haline çok üzülüyor!” deyince bana öyle bir cevap verdi ki, susmak zorunda kaldım.
Babam beni değil, kendini düşünüyor hocam! Benim başıma bir şey gelecek diye dert etmiyor ki! Bakmayın siz babamın öyle beni düşünüyor gibi konuştuğuna. Babamın asıl derdi, millete mahcup olmak. Oğlunun kötü yola düşmesinden daha çok, milletin “Ali Hoca’nın oğlunun yaptıklarını duydunuz mu?” demesinden rahatsız oluyor.
Ali Hoca Muhammed’den şikayetçi oluyor ama, ne ektiyse onu biçiyor. İnşallah Muhammed daha da kötü alışkanlıklar edinmez. Bugün, Muhammed babasından intikam alıyor. Babasının yapmasını istemediği her şeyi, fazlasıyla, babasına inat olsun diye yapıyor. Sadece babasından değil, Kuran Kursunda ki Hocalarından da nefret ediyor. İşin en acısı da, Babasının ve Hocalarının dininden de nefret edercesine, bir hayat yaşıyor.
Maalesef bütün bu hataları bizim dindar arkadaşlar çocuklarına dini sevdirme adına yapıyorlar.
* * * * * * *
“Çocuk, Aile ve Din” konulu konferanstan sonraki akşam ajandama iki şeyi not almıştım. İlki yukarıda okuduğunuz olay. İkincisi de belki bu olayları yaşamamıza sebep olan en büyük eksikliğimizi gösteriyor.
Bir din görevlisi arkadaş “Hocam, 17 yıldır imamlık yapıyorum. İlk defa bugün kitap aldım. İlk defa bugün kitap okumaya karar verdim!”demesi de, bana manidar geldi. Eksiğini / hatasını açıkça itiraf etmesini takdir ettim. Ancak “Beşikten mezara kadar ilim tahsil edin!” Hadisini, defalarca hutbelerden cemaate anlatan bir din görevlisinin, hiç kitap okumaması da beni oldukça şaşırttı.
İmamlar kitap okumuyorsa cemaatin hali ne olur?
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 22 Kasım 2009, 14:26 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....











Allah senden binlerce defa razı olsun saygıdeğer hocam.4o yaşıda 21 yıllık din görevlisiyim.Sizin konferansınız kadar bana tat veren haz aldığım ne bir panel nede bir konferans dinledim bu zamana kadar.Eşimi getirmediğime cocuklarımla gelmediğime o kadar pişman olmuştum ki anlatamam.Sayenizde yıllar sonra tekrar kitap okumaya başladım ,hemde o gece sizlerin kitaplarını okuyarak .Böyle bir konferansa sebep olan herkesten Allah razı olsun .Saygılarımla
Değerli Hocam;
Ali Hocanın işi biraz “terzi kendi söküğünü dikemez.” atasözünü hatırlatıyor.Bizim insanlarımızın kendileri için değilde “başakalarının gailesini çekerek yaşaması”ve bunu zamam zaman bir paranoya haline getirmesi gerçekten ürkütücü..Çocuğu Muhammed”in sonunda yaptığı tespitte zaten bunu çok çarpıcı şekilde özetlemektedir.”Babam benim başıma geleceklerden değil,kendisinin toplumda arkadaşları içinde düşeceği zor durumu düşünüyor hocam” demesi bu çarpıcı tesipiti Babasının aslında kendisi, ailesi ,çocukları için değil başkaları için yaşadığını gösteriyor.Oysa eğer her türlü “sözüm ona mahalle baskısın”ı bir kenara bırakıp,ailesi çocukları için yaşayabilse sorunun kaynağına inilmiş ve çözülmüş olacak..Ama yine de bir eğitimci olarak ilginç buldum.Kitap okuma konusunda ise hocam bizim öğretmenlerimiz de “okuma özürü”konusunda imamlardan geri kalmaz…İddia ediyorum:Bakanlık strateji geliştirme başkanlığının 2008 haziran verilerine göre sayıları 730.000 i bulan öğretmenler ,bir günde kahvede geçirdikleri zamanın yarısını öğrecilerinin -ekstra eğitimine -harcasınlar bu ülke 80 yılda aldığı mesafeyi 8 yılda alır…Yaralarımı kanattın Sait Hocam.Sevgilerle…
Teşekkürler Sait hocam.Bu düşünce ailelerin çoğunda mevcut.Anne babalar hep kendini düşünüyor
,hocam bunun sebebi nedir ki?Eğitimsizlik mi yoksa bencillik mi yoksa başka bir neden mi ?
Sayın Sait hocam, Allah razı olsun, çalışmalarınızı takip ediyorum. Eserlerinizden daha önce almıştım. Her gün okumaya gayret ediyorum ailemi de bu konuda teşvik ediyorum. Belki burası yeri değil ama sizinle bir şeyi paylaşmak isterim. Evimizin girişinde (antrede) bir yazı panosu oluşturdum, önemli gördüğüm konuları bu panoya yazıyorum, bir hafta – ongün sonra tekrar tahtadaki konuları güncelliyorum. Dün işlediğimiz bir konu vardı SAYGI. Çoçuklarla saygı hakkında yaklaşık bir saatlik bir görüşme-konuşma yaptık ve tahtaya yazdık. Bizim evde bu uygulama yaklaşık 2-3 yıldır devam ediyor. Allah’a şüküler olsun, bu yaptığımız çalışmanın faydalı olduğunu düşünüyorum, bütün arkadaşlara tavsiye ederim. Çalışmalarınızda Cenab-ı Hak Yar ve Yardımcınız Olsun. Teşekkürler.
Hocam, yüreğinize sağlık. Bizler maalesef çevreyi dikkate aldığımız kadar sanırım en yakınlarımızı dikkate almıyoruz. Onları göz ardı ediyoruz. Sonuçtada saygı toplumu olmak yerine ne acıdır ki. korku kültürüyle çevrelenmiş bir toplum haline geliyoruz.
teşekkürler hocam inşallah bu yazıları babalar okur.
HOCAM ALLAH RAZI OLSUN.BENDE İLKOKULDAN SONRA 1 SENE KURAN KURSUNA GİTTİM.DİNİMİZİ GERÇEKTEN İSLAMİYETİ YAŞIYANLAR ÖĞRETSİN BİZE.HAYATTAN NEFRET ETTİRDİLER BENİ.İSLAMİYET BUMUDUR DİYE ÇOK SORDUM KENDİMİ.EZBER YAPAMIYORUM DİYE HEP CEZALAR VERİRDİ HOCAMIZIN ATTIĞI DAYAKLARDA EKSTRASI .BU YÜZDEN ÇOK NEFRET ETTİM HOCALARIMDAN.BUNLARIN YÜZÜNDEN YILLARCA TOPLUMA VE KURS HAYATINA KARIŞAMADIM.NE KADAR ÇOK KİŞİLİĞİMİZİ BASTIRMIŞLAR. AMA BUNLARA İNAT İMAM HATİP LİSESİNİ BİTİRDİM. GÜZEL BİR DİNİMİZ OLDUĞUNU YAŞAYARAK VE OKUYARAK ÖĞRENDİM.İYİKİDE İMAM HATİP LİSESİNİ OKUDUM.BU BİR AYRICALIKMIŞ.
Biz imamlar olarak çok eksiklerimiz var..Çağı yakalayamayan emsallerinden geri kalır,, sözünün fevkinden uzak klasik bir hayat sürüyoruz,,
Şahsım adına konuşuyorum 3 yıldır internetim var..Bana bir ara internetci hoca dediler, desinler..Bir zamanlar televizyonu gavur icadı diye cemaati eleştiren hocalar zaman sonra onlardan da fazla izler oldular,,
Her şey kötüye kullanılınca kötüdür..Teknoloji insanlara hizmet için vardır,,insan teknolojiye hizmet ederse işte o zaman kötüdür,,,
Eşrefi mahlukat olan insan bile eline silah alıp Allah ermrinin dışına çıkınca nasıl evrenin en zalimi oluyor..bunları düşünmek lazım,,
Yazılarınızın hepsimana ve bilgi dolu hocam Allah yar ve yardımcınız olsun..
.
ALLAHA EMANET OLUNUZ,,KONUŞAN DİLİNİZ YAZAN KALEMİNİZ DAİM OLSUN
teşekürler hocam allah senden razı olsun bizi bilgilendirdiğin için
sağolun hacam
öncelikle öğretmenler gününüz kutlu olsun kaleminize yüreginize sağlık hocam kendi adıma söylüyorum çocukların durumu zor ama anne babanınki daha zor çünkü çocuk eğitiminde bilgimiz eksik yada geç kalmışız hayırlı Bayramlar ALLAHA emanet olun
benden biraz fazla eziyet çekmiş
ben belcikadan yaziyorum sizi mpl tv de izledim.anlattiklariniz o kadar guzel ve dogru ki ne kadar yanlis liklarin icinde oldugumu anladim. cocuklarima birseyler ogretmek istedigimde yeterli olmuyomusum sizin anlattiklarinizdan sonra bunun farkina vardim sizden bu konuda yardim istiyorum kitaplariniza nasil ulasabilirim