Dün annemle komşuda misafir idik
Birini anlatıyordu komşular yabancı bildik
Ne kadar hoş bir insan o kadar da nazik
Bulunmaz bir baba olmalı bu insan dedik
Güler yüzlü hoş sohbet ne kadar iyi
Çok şanslı olmalı muhakkak onun evi
Hanımı çok mutludur bulunmaz bir eşi
Çocukları dersen hepsi birbirinden iyi
Kiminle tanışsam onu tanıyan biri
Hep aynı şeyi söylüyor komşular gibi
Çok merak ettim sordum bu kişi kim ki
Nasıl tanımadın kız o senin baban dedi
Şaşırdım kaldım inan hiç anlayamadım ki
Anneme baktım aynen o da benim gibi
Tebessüm ettik birbirimize bu nasıl olur ki
O senmişsin baba sanki bir masal gibi
El alemin iyisi.bizim evin sanki delisi
Kıskanmadım diyemem baba seni inan ki
Benim babamsın elbet bilirim seni
Evde görmedim ki dışarıda anlatılan seni
Ne kadar isterim evimde o dışarıdaki seni
Kollarınla sarıp, sevip, okşasaydın beni
O zaman daha çok sever sayardım seni
Adam yerine koyup hatırlasaydın beni
Candan bir kızım deyip çağırsaydın yanına
Bir su ver güzel kuzum elinden babana
Hiç gönülden şef katle isteyip sarıldın mı bana
Ama babamsın işte kızamıyorum ki sana
Seviyorsun biliyorum hepimizi ta yürekten
Göstermiyorsun ama bize sevgini gerçekten
Saygılar sevgiler, sunuyorum sana derinden
Anla yaralıyım yüreğimin bir yerinden
Hiçbir şeyimi eksik bırakmadın bilirim seni
Yemedin yedirdin, giymedin giydirdin beni
El âleme muhtaç etmeden korudun beni
Yağmur gibi yağdın çiçek gibi büyüttün beni
Baba ben dışarıda anlatılan seni istiyorum
İnan o anı her an her gün özlüyorum
Dışarıdaki seni getir kapılarda gözlüyorum
Baba bunu inan ki can özümden söylüyorum
İster dışarıdaki, istersen içerdeki sen ol
Seviyorum sayıyorum sen bunu iyi bil
Artık akan gözyaşlarımı ellerinle sil
Sevinç gözyaşları bunlar onu öyle bil.
19 HAZİRAN 2007 BOR
HÜSEYİN TAŞOVA
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Salı, 29 Eylül 2009, 12:25 tarihinde Şiir kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














hüzünlendim beee…:((
okuduğumda eksiklerimi fark ettim
gümüşün dışı aktır berraktır,ama onun yüzünden el de kararır elbise de ateşin kıvılcımlarıyla al-al bir yüzü vardır,ama yapyığı kötü işe bak,sonundaki karanlığı seyret.dıştan güzel görünüp de ,içten çirkin olmak insana hiç bir kıymet kazandırmaz.ambalajdaki güzellik,içteki çirkinliği örtmez.bu itibarla dıştan ziyade iç alemi güzelleştirmeğe çalışmak mühimdir.esas olan iç alemle dış alemin birbiriyle aynı ve ahenkli olmasıdır.
babami hatirladimmmmmm………..
insanın kimliği ikiye ayrılır iç kimlik ve dış kimlik. Toplumlarda malesef dış kimlikle iç kimliği saklayan roller oynanır. Herkes oskar kazanacak kadar iyi oyuncudur.İç kimlik sadece en yakınlarda davranışlarda ortaya çıkar.İnsanın en doğal halidir.iyisiyle kötüsüyle. Çevremizde 100 kişiden 99 u dış kimlikle sevgi ve saygı toplar.Gerçek kendini saklar.