- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
-
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - CHRİSTY BROWN
Brown, beyin felçli bir çocuk olarak gelir dünyaya. Dublinli bir duvar ustasının 23 çocuğundan biri. Beyin felçli çocukları bilirsiniz ya; vücut organları işlemez, başı sarkıktır; konuşamaz… Brown’ın kendi deyişiyle ‘Bir çarpık kas ve dolaşık sinir demeti…” misafir geldiğinde arka odada kalan ve adı geçmeyen -acayip şey’. İşte bu çocuk, annesinin sınırsız sevgisi ve kendi gayretiyle esaretin kapılarını zorluyor, oradan bir pencere açıp, yaşama ve özgürlüğe uzatıyor başını. Bunu sol ayağı ile yapıyor. Sol ayağının parmaklarını kullanarak yaptığı resimlerle ve yazdığı kitaplarla…
İlk bakışta Brown da o bildiğiniz beyin felçli çocuklardan biridir. Doktorların da, onu gören başkalarının da düşüncesi, onun bir geri zekalı olduğudur. İyileşmesi mümkün değildir. Yalnız annesi, o yürekli kadın, oğlunun geri zekalı olduğuna, iyileşmeyeceğine asla inanmaz. Bu inancı ispatlamak için çalışır hep; ama ilgilenmesi gereken beş küçük çocuğu daha vardır. Christy’nin sol ayağının parmaklarından başka canlılık gösteren bir yeri de yoktur. Beş yaşına geldiği halde yeni doğmuş bir bebek kadar acizdir.
Bir gün, kara bulutları dağıtacak bir ışık belirir. Yürekli annenin çabaları ödüllendirilir sanki. Soğuk bir aralık öğleden sonrasında, Christy, yattığı yerden kardeşleri Mona ve Paddy’nin oyunlarını seyrediyordu. Kardeşlerinin önünde duran tebeşir; o sarı, parlak, ince çubuk ilgisini çeker bizimkinin. Sol ayağı ile davranır, tebeşiri alır ve ne yaptığını düşünmeden yerdeki tahtaya bir şeyler karalar. O saat evdekiler şaşkınlıktan donakalmıştır. Buna en çok sevinen doğal olarak annesidir. Çocuğuna yaklaşır ve: ‘Sana bununla ne yapacağını öğreteceğim Chris” der. Tebeşirle yere bie -A’ harfi çizer ve ondan aynısını yapmasını ister. Chris beceremez önce; üçüncüde başarır. Bir -A’ harfi yazar. Annesi gözyaşlarını salıverir. Bu ikisinin zaferdir. Christy için artık, -zihnine kendini ifade etme şansı verecek şey’ başlamıştır. ‘Doğru, dudaklarımla konuşamıyordum, fakat şimdi sözel kelimelerden daha kalıcı bir şeyle konuşuyordum, yazılı kelimelerle…” Bu bir tek harf, zihinsel özgürlüğün anahtarı olur Christy için.
Ãzgürlüğün anahtarını eline geçiren Christy, kolay kolay bırakacak değildir onu. Ama şunu hemen söyleyelim ki, her şey sandığınız kadar kolay olmayacaktır. Zaman zaman vazgeçecek olur, herşeyi boşlar. Kendini anlamsız bulur, nefret eder yaşamaktan. ‘Acayip, çarpık bir çocuk” olduğu gerçeğine teslim oluverecektir neredeyse. İşte o zamanlarda annesini hep yanı başında bulur. Annesi tutar kaldırır onu. Sabırla, Christy’ye alfabenin tüm harflerini belletir. Geceleri oturup hikayeler okur ona. Çocuk alfabeyi söker nihayet. Artık kelimeler yazabilmektedir. Sol ayak parmakları arasına kıstırdığı kurşun kalemle defterine adını ilk yazdığı gün mutluluğuna diyecek yoktur.
Yazarımız için asıl yıllar bundan sonra başlayacaktır. Kendisinin ve dünyanın farkına varmaya başlamıştır ve bu dünyanın dışında olduğunun… Ama kader onun yoluna su serpmiştir bir kere… On yaşlarındayken ikinci bir ışık yakalar yaşamında. Bu kez de kardeşinin boya kutusuna göz koyacaktır. Yine annesinin yardımıyla suluboya resiler yapmaya başlar, sol ayak parmaklarını kullanarak. 12 yaşında, Sunday Independent gazetesinin düzenlediği bir resim yarışmasına katılır ve yarışmayı kazanır. Gazetede boy boy fotoğrafları yayımlanır, ve yazarımız bu yaşlarda -aşk’ denilen kavurucu duyguyu tatmaktan da geri kalmaz.
Christy,17 yaşlarında artık yazmanın lezzetine varmıştır. Durmadan yazar. Denemeler, melodramlar hatta romanlar yazmaya soyunur. Yeni bir tedaviye başlar. Doktoru ona okumayı salık verir. Derken Londra’ya gider. Tedavide yeni bir kapı açılır. Yalnız bir şartla; sol ayağını kullanması yasaklanır. Rejimli bir yaşam bekliyordur artık onu. Dublin’de bir klinikte uzun süre kalacaktır. Az buçuk konuşmaya başlar burada. Yazma işini kardeşi Eamonn üstlenmiştir. Christy söyler, kardeşi yazar… Böylece 400 sayfalık bir roman çıkar. Doktoru Collis, onun ilk eleştirmeni olur aynı zamanda. Yazdıklarının pek bir değeri yoktur. Collis onu daha iyisini yapabileceğine inandırır. O da bir yandan okuma ağını genişletir. Russel’i, Yeats’ı pek sever. Shakespeare’i, Shaw’ı tanır.
Artık Christy’ye sol ayağını kullanma izni de çıkmıştır. Onun için büyük bir dönüm noktasıdır bu. ‘Birden hafifledim, duruldum demek zaman zaman kendim olabilecektim. Eğer dans etme sevinci bana yasak edilmişse, hiç değilse eser vermenin büyüsünü- öğrenebilecektim.”
Ey okur, Christy brown’ın öyküsünün merakına dokunduğunu bilmiyor değilim. Zihinsel özürlü birinin bunu yenip İrlanda edebiyatının devleri arasına nasıl girdiğini görmek, herhalde sana da ibretli gelecektir.
-
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - * * * *
- - - - -
Anneler, hiçbir sanatın anlatmaya güç yetiremeyeceği güzellikleri ile ‘A” harfini bir sol ayakta zafere dönüştürebiliyorlar. Sevginin, şefkatin, kararlı olmanın toprağı, en yararlı bir tohumu bile yeşertebiliyor.
Ne olursa olsun hayattan vazgeçmeyenlere, hayat mutlak karşılık verecektir.
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 28 Ocak 2007, 19:21 tarihinde Aile Hikayeleri kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














bi özürlü olarak çok duygulandım rabbim mükafatını verdi sabredince herşey olurmuş önemli olan sabretmek
cok güzel bir kelimeyle harika
yalnızca güzel bir yazımı…hayır..harika..anne olmak sadece dünyaya getirmek değildir anne olmakfedakarlık demektir karşılık beklemeden vermek demektir,anne olmak sevmek demektir,hele hele özürlü bir evladınız varsa anne olmak aşk demektir. vermek karşılık beklemeden ben demeden o demektir. büyüsünde bana baksın yerine benden sonra nasıl yaşar diyerek sadece onu düşünmek demektir. yapma yavrum diye bağırmak değil yavrum ah bir su istese diye beklemek demektir. rabbim merhametinin çok küçük bir parçasını anne kalbine koymuş yavrusunun yüzü biraz eğrilse ..meleğim neyin var diye feryada başlar anne..anneden başka kimde var bu şefkat anne olmak yeryüzünün kraliçesi olmaktır ..