Rahmetli Ali Şeriati’nin ‘Şimdiki köleler, taksitle yaşayıp borçlu ölüyor’ sözü, yaşadığımız yüzyılın insanı nasıl kapitalizm çarkında boğduğunu gösteriyor.

                Kapitalizmden daha tehlikeli…

                ‘Dünya kapitalist ülkeler tarafından sömürülüyor!’ gerçeği ile büyüdük hepimiz. Dünya siyasetini bilenler bu gerçeği inkar edemez. Ancak bu gerçeği gördüğümüzden daha çok, bu sistemin çarklarını döndürmek için kullanılan insanların zaaflarını görmek zorundayız. İnsan zaafı, kapitalizmden daha tehlikeli ve kapitalizmin beslenme kaynağıdır.

                Kapitalizmin çarkları, İslam ülkelerinin insan ve maden kaynaklarını sömürerek döndürülüyor. Bu sömürgenin devamını sağlamak için kullanılan insanların çoğu Müslüman. Kapitalizmi bir arabaya benzetirsek, arabanın yoluna devam edebilmesi için sürekli benzin alması gerekiyor. Bu benzini İslam ülkelerinden alıyor. Önce kafalar sömürülüyor sonra kaynaklar.

                Bu çarkın dönmesine destek olan aileler var.  Bu ailelerin ellerinden kaçırmak istemedikleri lüks bir hayatları var. Makam, para, şöhret gibi bir yem ile beslenen yöneticiler, bu çarkın dönmesine destek veriyorlar.

                Önceleri buna çok şaşırıp kızardım. Ancak zamanla, makam sahibi olunca, o makamı bırakmamak için kırk takla atan dostlarımı gördüm. O zaman daha iyi anladım, koltuk ve makam hırsıyla, insanların nasıl değiştirilip kullanılabildiğini. Bir çocuğu çikolata ile kandırmak kadar basit bir mantıkla çarkını döndürüyor, kapitalist dünya.

                Dünya’da mekân

                ‘Elimdeki para düğün yapmaya ancak yetecek. Ev almam gerekiyor. Kredi çekip ev alacağım, elimdeki parayla da düğün yapacağım’ diyen genci ikna etmek için fazla uğraşmadım. Çünkü kendisini ev sahibi olmaya öyle odaklamış ki, kredi borcuyla yıllarca mücadele etmenin ne demek olduğunu, ev sahibi olmanın hayatın ana gayesi olmaması gerektiğini anlatmam imkansızdı.

                İnsan, varlık sebebini unutunca, öncelikleri bozulunca, öyle adımlar atıyor ki, kendini kurtaracağını sanırken, daha derine batıyor. Ev ve araba sahibi olmak için çırpınan insanları görünce, anlam kaymasının nasıl hatalar yaptırdığını daha iyi anlıyorum.

                Ev ve araba sahibi olmak için yaşama felsefesi, öylesine sarmış ki çevremizi, bu konuyu hiç kimseye anlatamıyorsunuz. ‘Hiç kimse ev ve araba almasın!’ anlamında söylemiyorum bunları. Elbette imkanı olan, imkanı ölçüsünde her istediğini alabilir. Ancak ‘hayatın amacı, yaratılış gayesi’ ev ve araba sahibi olmakmış gibi yaşamanın bir anlamı yok. 

                Hayatın, dünyanın, eşyanın, evladın, imtihan olduğunu unutmanın bedelini çok ağır ödüyoruz. ‘Bir tapu alamadan huzuruma nasıl gelirsin ey kulum?’ diye Allah soracak olsa, bu kadar üzerine düşer miydik ev almanın? ‘Arabanın ruhsatını göreyim’ diye, sadece Trafik polisi sorar insana. Allah sormayacak.

                ‘Çocuklarıma bir ev bile alıp bırakamadım’ diye hüzünlenen, hatta ağlayan babalar, ‘eksik babalık’ yapmış olma, babalık yapamamış olma psikolojisiyle duygulanıyorlar. Sanki Allah, ‘Evlatlarına bir ev alamadan nasıl huzuruma gelirsin?’, diye hesap soracakmış gibi yaşamak, yaratılış gayesini unutmak değil midir? 

Ahirette İman

                “Dünyada mekân ahirette iman!” sözünün birinci kısmını kendine rehber edinen dünyada daire sahibi olmak için çalışır, ikinci kısmını kendine rehber edinen cennette yer edinmek için çalışır.

                İşin doğrusu, ‘Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete’ çalışma dengesini kurabilmektir. Bu hakikati anlayıp yaşayabilenler, dünya malını ahirete binek olarak kullanmayı başarıp, her iki cihan saadetine kavuşabilecekler.  

Bir Cevap Yazın