kuzular taze ot kokusunu arıyor,
taze ot kokusunu özlüyorlar, ama
çayıra girmekten korkuyorlar,
çimenden, çiçekten korkuyorlar,
çünkü otlara -biber sürmüş’,
çimene, çiçeğe kül saçmış kurtlar,
kurum bulaştırmışlar
kuzular suyun çağıltısını dinliyor,
suyun çağrısını işitiyorlar, ama
dereye inmekten korkuyorlar,
çünkü sulara ateş karıştırmış kurtlar,
suları tutuşturmuşlar
kuzular buluttan korkuyor,
kuzular rüzgârdan korkuyor,
kuzular yağmurdan korkuyorlar,
çünkü bulutu buruşturmuş,
yağmuru çürütmüş kurtlar,
rüzgârı kokuşturmuşlar
kuzular sudan korkuyor,
kuzular havadan korkuyor,
kuzular yerden korkuyor,
kuzular gökten korkuyorlar
tanrıdan, tanrının merhametinden,
meleklerden, meleklerin kanatlarından,
kanatların hışırtısından
ve bunun verdiği coşkudan,
arınma fikrinden, yücelme hissinden
ürküyor, korkuyorlar.
o kadar korkuyorlar, o kadar
korkuyorlar ki,
giderek kendilerinden, kendi
seslerinden kendi nefeslerinden
korkmaya başlıyorlar;
kendi ayak seslerinden,
kendi yürek seslerinden,
kendi akıllarından,
kendi duygularından,
kendi rüyalarından korkuyorlar
sevgiden korkuyorlar,
sevgi denen, inanç denen,
özgürlük denen
ve yüreğe var olma erinci veren
mucizelerden,
kabına sığmayan, sığmayınca da
yasalara da sığmayan düşüncelerden
korkuyor kuzucuklar.
onlar korkularıyla meydanları
kırmızıya boyaya dursun,
kurtlar, ağıl duvarının dibinde pusuya yatmış,
kuzucukların, ‘mee, meeee!” diye,
- tam da kurbanlık kuzu melemeleriyle -
korkularını yenmeye çalıştıkları yerden,
aklın ve yüreğin kurumuş vadilerinden
uslu uslu dönmelerini bekliyorlar,
hapur hupur yutmak için kuzucukları…
Cahit Koytak / 1 Mayıs 2007-
www.saitcamlica.com
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Perşembe, 03 Mayıs 2007, 13:44 tarihinde Şiir kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....











Öyle bir korku ki, yersiz, asılsız…Tam bir paranoya…