Abdest ve Domuz gribi
Domuz gribi hastalığı konuşulmaya başlandıktan sonra, televizyonlar da temizliğe daha çok dikkat edilmesi gerektiği ile ilgili reklamlar verilmeye başlandı. “Ellerinizi daha sık ve daha uzun süreli yıkayın” diyor herkes. “Temiz aile çocuğu hasta olmaz!” mesajı veriliyor. Bu reklamları medyada gördükçe, “Temizlik imandandır!” hadisini hatırlıyorum.
Abdest alırken ellerinizi kaç kez yıkadığınızı hiç düşündünüz mü? Reklamların etkisiyle olsa gerek, ilk defa abdest alırken ellerimizi ne kadar yıkadığımızı saydım. İsterseniz siz de sayın! Domuz gribine karşı elleri daha sık yıkama tedbiri, bana “Abdest üstüne abdest almak, nur üstüne nur gibidir!” hadisini hatırlattı. Rahmetli Onk. Dr. Haluk NURBAKİ Hocanın, “Namazın Sırları” adlı kitabında, abdestin insan sağlığına faydaları ile ilgili tespitleri çok çarpıcı. Bu tespitleri, hatırlamak ve hatırlatmakta fayda var.
Abdestin getirdiği tıbbi mucizeler
Abdestin Dolaşım Sistemine Verdiği Sağlık Nimetleri:
Özellikle ağız, burun ve boynun iki yanının ile teması, kafa kaidesinin etki ile beyin dolaşımını zenginleştirir.
Bu sayede kalp ve dolaşım basıncı rahatlayacak. Bu sayede beyin ve sinir sistemi tüm uyuşukluklarından kurtulacaktır. Bugün sinir yorgunluklarının tek doğal ilacı olarak da gusül tarzında genel yıkanma en sağlıklı tedavi usulüdür.
Daha incesi abdest alma alışkanlığı ile oruç ve namazın hayat boyu sağlığımıza verdiği kazancı beraber düşünürsek, ciltlerce kitapta saymakla bitiremeyiz.
Abdestin Korunma Sistemine Verdiği Sağlık Nîmetleri:
Korunma sistemimiz (mikroplara ve kansere karşı) bildiğimiz dolaşım sisteminden farklı; daha ince damar şebekesinden kurulu ayrı bir yapıya sahiptir. Bu sistem beyaz kan sistemi, ya da tıp ismi ile lenf sistemidir. Bu sistemin sağlıklı işlemesi de dolaşım sistemi kadar önemlidir. Üstelik lenf (beyaz kan) damarları kan damarlarından on defa daha incedir. Üşüttüğümüz zaman bir organda meydana gelen lenf damarı büzüşmeleri pek çok mikroplu hastalığın nedenidir (anjin, zâtürre, zâtülcenb vs.).
İşte abdest bu sistem için akıl almaz bir nîmettir. Onun kıldan ince damarlarını da esnek tutar. Hele bu sistemin özel merkezleri olan burun arkası ve boğazın sık sık yıkanması (gusül), korunma sistemimize yeniden güç ve hareketlenme kazandırır. Abdest ve guslün lenf sistemine kazandırdığı uyarı, tüm hastalıklar, hatta kanser gibi konularda fevkalâde ciddi yarar sağlar.
Abdestin Vücudun Statik Elektriğini Giderici Etkisi:
Tüm hücreler çevresinde belli bir statik elektrik vardır. Ancak vücudun tümü bu statik elektriğin olumlu dengesi içindedir. Bunu his dahi etmeyiz. Ne var ki, gerek havada artan iyonlar, gerek özellikle çağımızda bir mesele olan plastik giysiler, vücudun dış yüzünde elektron artmasına neden olur. Bu olay dıştan içe doğru bizi etkilemektedir. Özellikle sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar yaratır. Bir önemli etki de deri üzerindedir. Bahis konusu olan elektron artışı deri altındaki çok minik kasları yorar ve onların vaktinden önce esnekliklerinin kaybolmasına neden olur ki; bu sonuç yüzde kırışmaların baş nedenidir. Vücut kırışma ve sarkmaları da bu statik elektrikle yakından ilgilidir.
Eskiden beri tedavi edici etkisine inanılan ve günümüzde pek moda olan akupunktur bu statik elektriği dışarı atmanın bir tarzıdır.
Vücudun statik elektriğinin aşırısını dışarı atmanın iki yolu vardır. Ya çıplak el ve ayakla toprağı elleyerek bir nevi toprak hattı yapmak. Ya da su ile yıkanarak bu elektronları dışarı aktarmak.
Size daha ilginç bir açıklama yapacağım. Abdest almada bu amaca özellikle dikkat edilmiştir. Bakın nasıl:
1) Su olmadığı zaman yapılan teyemmüm de tam bir elektron boşalmasıdır.
2) Durgun su, güneşte ısınmış su ve kullanılmış su ile abdest olmaz. Bunun bilimsel hikmeti: Bu tarz sular iyonizosyonunu kaybettiğinden, elektron boşaltma kabiliyetini yitirir.
3) Baş mesh edilmesi saçlardaki elektronları atmaktadır. Şu halde abdest, elektronları en tabii yoldan boşaltarak:
Yüze ve genelde derimize zindelik, güzellik verir. Çocukluğundan beri abdest alan nur yüzlü nineler bu sırra ermiştir. Sinirsel gerginliklerimizi, eklem ağrılarımızı yok eden ilâhi bir reçetedir. İnanınız gün gelecek aklı başında herkes abdest alacaktır.
* * * * * *
Mikroplara karşı abdest silahı!
Hasta olan çocuk, ilaç kullanmak veya iğne vurulmak istemeyince, yavrusunu çok seven anne baba ne yapar? “Çocuğum istemiyorsa içmesin!” diyen bir annenin evladına sevgisini herkes sorgular. “İçmek istesen de istemesen de bu ilacı içecek, bu iğneyi vurulacaksın!” der anne. Çünkü evladının daha büyük acı çekmesini, daha kötü hastalıklara yakalanmasını istemez.
Abdest almanın faydalarını tekrar okuyunca, “Allah’ım, sen bizi ne kadar çok seviyorsun öyle. Bizi her türlü hastalıktan, mikroptan korumak için abdest ve namazı emretmen, bize olan sevginin en güzel ispatlarından birisi” diye düşündüm.
“Abdest Müminin silahıdır!” hadisi üzerine, yukarıda ki bilgiler doğrultusunda tekrar düşünmek gerek. Bulaşıcı mikroplara, salgın hastalıklara karşı insanı en iyi koruyacak silah, sık sık abdest almak olamaz mı?
Abdest almak, sadece manevi bir kalkan değil, aynı zamanda maddi bir kalkandır. Abdest almak, bulaşıcı mikroplara karşı insanı koruyan en etkili “aşı”lardan birisidir.
“Domuzdan post, gavurdan dost olmaz!” atasözü, içimize o kadar çok işlemiş ki, birçoğumuz batıdan gelen ilaçlara şüpheyle bakıyoruz. Domuz gribine karşı kullanılacak olan aşıların, sağlığa etkisiyle ilgili bir yorum yapacak değilim. Ancak biz, hem kendimize hem çevremize abdest aşısını daha iyi anlatabilmeliyiz.
Bizde Avrupa’ya abdest aşısı mı göndersek?
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Pazar, 01 Kasım 2009, 02:20 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














Sait Bey, yazınız çok güzel ve çok anlamlı olmuş her zaman ki gibi… Özellikle, “Bizde Avrupa’ya abdest aşısı mı göndersek?” sorusu çok yerinde bir vurgu olmuş… Dediğiniz gibi inş. birgün herkes ABDEST alacak bu ülkede…
Kaleminizin mürekkebi hiç bitmesin inş:)
Merhaba Hocam,Kitaplarınızla geçen ay bir tevafük sonucu tanıştım ve hepsini alıp okudum.İnanın kitaplarınızın hepsinde de Ülkemizin derdine deva olacak birçok yazılar var.Yorumlarınız çok zengin…Köklü ve birikimli bir yapıya sahip olduğunuz belli oluyor.Ayrıca bu yazdığınız abdest konusunda da; Gerek Dinimizin ana kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’de de temizlik konusu üzerinde çokça durulmakta ve hatta ilmihallerde de ibadet konusundan önce temizlik konusu işlenir ki bu da dinimizin ve mensuplarının kalp ve vucüt temizliğine ne kadar değer verdikleri anlaşılıyor.Yazınız gerçekten anlamlı olmuş, gelecek yazılar ve yorumlarınızı dört gözle bekleyeceğim..
Çok teşekkürler. Harika bir yazıydı. Cenabı Allah, biz kullara gönüllü yapmadığımız emirlerini böyle korkuyla yaptırır.
Abdest aşısı…fazla söze ne hacet…Hergün bize yeni bir açı kazandırıyosun.Sağolasın güzel dost…
Önemli tespitler.
Tam da değerli büyüklerimizden bu konuda yazı isteyecekken sizin kaleminize nasip oldu elh.
Allah c.c. Haluk Nurbaki hocamıza ve cümle hizmet erlerine rahmet etsin inş.
Merak ediyorum, İNKÂR cephesindeki zatlar bilim/akıl diye diye
bir gün geliyor ki
artık inkar edilecek alan-saha-zaman kalmayacak.
Acaba o zaman nasıl inkar edecekler?
Allah c.c. kullarının iyiliğini güzelliğini ister.
Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri der ki:
Din hayatın hem nuru hem esası
İhya-i din ile olur şu MİLLETİN ihyası…
Selam ve hürmetlerimiz ile…
Engin Topuz
Bizde Avrupa’ya abdest aşısı mı göndersek?
Eyvallah!…
müsadenizle Facemde.
sait bey yazılarınızı ve kitaplarını okuyorum sizi suşluyorum (neden daha önce tokat a gelmediniz? ) diye nasip olursa ilerleyen yıllarda daha güzel konferaslarda buluşmak dileğiyle slm ve dua ile
Hepinizden allah razı olsun gerçekten çok güzel hayırlı bir site