11 yaşında bir kız çocuğunun “katil” olduğu ile ilgili haberi okuduktan sonra, sokaklarda rastladığım, o yaşlardaki kız çocuklarının yüzüne daha bir farklı bakmaya çalıştım. “Bu çocuk bu yaşta nasıl katil olur?” sorusunun cevabı dolandı hep zihnimde. Adı üstünde “çocuk”. Anadolu insanının tabiriyle “ağzı süt kokan çocuk”, katil oluyor.

Bazı haberler bizlere geçmişi hatırlatır. Bazı haberler günü değerlendirir. Ancak öyle haberler vardır k i , onlar geleceğe ait ipuçları verir. “ Uyarı ” niteliğindedir bu tarz haberler. Bugün, 11 yaşında “katil” olan kız çocuğu ile ilgili haber, geleceğin çocuk katilleri sayısının artabileceği konusunda hepimizi uyarıyor olması lazım.

Haber sadece katilin yaşı ile sınırlı değil. İki önemli ayrıntı daha var.

Birincisi, bu katilin bir kız çocuğu olması. 11 yaşında bir erkek çocuğunun katil olmasını normal karşılayacak değiliz elbette. Ancak bu cinayeti işleyen çocuk bir kız çocuğu ise, biraz daha fazla düşünülmesi gerekir.

İkinci önemli ayrıntı, “cinayet biçimi”. 5. sınıf öğrencisi 11 yaşındaki kız, 3. sınıf öğrencisi 9 yaşındaki Abdullah’ı 38 (otuz sekiz) yerinden bıçaklayarak öldürüyor. 38 bıçak darbesi…!

Bıçakla şaka yaparken yanlışlıkla yapılmış bir kaza olsa “tedbirsizlik” der geçersiniz. Veya anlık öfkeyle vurulan bir bıçak darbesinden bahsedilmiş olsa “öfke patlaması – anlık reaksiyon” gibi saptamalar yapılabilir. Ancak 38 yerinden bıçaklanarak, 9 yaşındaki bir çocuğun delik deşik edilmesi, beni daha çok düşündürdü.

Bırakın 11 yaşında bir kız çocuğunun bu kadar hırs, kin, nefret veya vahşet dolu olmasını, yetişkin bir erkek bile genelde bu kadar soğukkanlı olamıyor. Öfkeyle adam bıçaklayan, birkaç bıçak darbesiyle öfkesini dışa vuran insan sayısı çoktur. Bir veya iki bıçak darbesinden sonra kimi korkudan kimi pişmanlıktan dolayı bıçağı elinden atar. Hasmını delik deşik edecek kadar, 38 defa bıçağı saplayacak kadar gözü dönen “yetişkin” sayısı bile çok fazla değildir.

Olay mahallinde kimse olmadığı için olayı gören olmamış. Haber üzerinde düşündüğüm zaman cevaplamakta zorlandığım başka sorular da takılıyor kafama. Hasmınıza iki bıçak darbesi vurduktan sonra onun acı çektiğini görmeniz halinde merhamet duygularınız harekete geçer. Vücudundan akan kanları görünce siz de korkarsınız. 11 yaşında bir kız çocuğunda zerre kadar merhamet duygusu kalmamışsa bu beni çok düşündürür.

Beş veya altı bıçak darbesinden sonra hasmınız yer düşmüş olur. Ölmemişse bile bayılmış olma ihtimali yüksektir. Ölü veya baygın olan birine defalarca bıçak saplayan bir insanın psikolojisini nasıl tanımlayacaksınız?

“Psikopat” deyip geçebilirsiniz. Bu sefer de aklıma başka sorular takılıyor işte. Bir kız çocuğu 11 yaşında psikopat olabilir mi?

Çocuk  ve  masumiyet  kelimelerini  yan   yana görmeye alışmış insanlar, çocuk ve psikopat kelimelerini yan yana nasıl koyacaklar? Bu çelişkinin sebebi ne? Bir çocuk 11 yaşında “psikopat” olmuşsa bunun suçlusu kim?

11 yaşında, henüz hayatı bile tanımamış, hayata gözleri tam olarak açılmamış bir kız çocuğunun gözü dönmüşse, o çocuğun yetiştiği toplumda ki yetişkinler, neyi gözden kaçırdıklarını düşünmek zorunda değil mi?

9 yaşındaki oğlunun 11 yaşındaki komşusunun kızı tarafından   38   yerinden   bıçaklanarak öldürüldüğünü duyan acılı anne “Bu çocuğun böyle bir şey yapabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi” diyor. Kimin aklına gelir ki? Biz, çocuk yaşta katil olan çocuklara alışkın değiliz. Son yıllarda bu ve benzeri haberlerin sayısının artmış olması sizi endişelen- dirmiyor mu?

Sorun çözme  yöntemi  olarak  şiddet uygulamaktan başka bir yöntem öğrenmeyen (görmeyen) gençler, her alanda şiddet uyguluyorlar. Gençlerdeki şiddeti anlamak ve anlatmakta zorlanmayız belki. Ancak şiddet, çocuklara kadar inmişse hepimiz düşünmek zorundayız.

Ağzı süt kokan çocukların elleri kana bulanmaya başlamışsa, birbirimizi suçlamaktan vazgeçip, “tedbir” almak için neler yapabileceğimizi düşünmek zorundayız.

11 yaşında hamile kalan kız çocuğu ile ilgili de bir şeyler yazacaktım aslında. Ancak yazmaya benim yüreğim elvermedi.

Bu ve benzeri haberleri görünce beynim sorularla dolup taşıyor.

Öyle acayip bir zamanda yaşıyoruz ki, ya bu zamanın çocukları çocuk değil, ya da bu zamanın adamları adam değil.

Bu problemlerin suçunu da çocukların üzerine atıp, sorumluluktan kaçmak adamlığa sığar mı?

Beşinci sınıfta okuyan herhangi bir kız çocuğunun gözlerinin içine bakarken, “suçlu kim?” sorusunun cevabı üzerinde düşünmeye başlamak zorundayız.

Aksi takdirde “çocuk ve şiddet” başlıklı haberlere alışmak zorunda kalırız.

Bir Cevap Yazın