“Dünyanın en şanslı insanları, yaptıkları işi, o işten kazandıkları paradan daha çok seven insanlardır” sözünü çok severim. Ben bu şanslı insanlardan birsiyim.
Her gittiğim konferanstan sonra yeni notlar alıyorum. Çiçek çiçek polen toplayan arılar gibi, her gittiğim konferanstan farklı polenler (notlar) topluyorum. Konferanslardan sonra mail adresime gelen e-postalarda ayrı bir bilgi kaynağı oluyor benim için. Anne babaların evlatlarıyla yaşadıkları problemleri dinlediğim / okuduğum kadar, gençlerin ailelerinden şikayetlerini de dinliyorum / okuyorum.
Konya’da, hatırasını dinlediğim bir emekli öğretmenden aldığım bilgileri de yazıyorum, Antep’te bir okul idarecisinin öğrencilik hatıralarını da. Tekirdağ konferansından aldığım notlarla, Pendik konferansı notlarını birleştirince daha farklı yazılar meydana geliyor.
“Anne, Baba ve çocuk ilişkisinden “para” nerde durmalı?” sorusuna, birçok cevap verilebilir. Paranın varlığımı daha büyük dert, yokluğu mu? Bence varlığı veya yokluğu değil, ölçülü ve doğru kullanımı önemlidir. Çocukların her istediğini almak ne kadar yanlışsa, hiçbir istediğini almamak da o kadar yanlıştır. Para, mutluluk için amaç değil, araç olmalı.
Dört çocuk annesi bir okuyucumdan gelen e-postayı okuyunca, para ve çocuk ilişkisi konusunda, dengesiz davranmanın çocuklar üzerine etkisi hakkında tekrar düşündüm.
* * * * * * * *
Merhaba Hocam.
Birkaç yıldır yazılarınızı takip ediyorum. Allah sizden razı olsun. Allah kaleminize ve yüreğinize güç kuvvet versin. Kendi hayatımda yaşadıklarımı sizinle paylaşmak istiyorum.
“Para insanı mutlu etmez!” sözünü boşuna söylememişler. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak büyümüş olmamıza rağmen, ailem bana ve kardeşlerime gereksiz birçok acı yaşattı. Yaşadığımız sıkıntıların en önemli sebebi “para” oldu. Parasızlık yüzünden yaşamadım ben bu sıkıntıları, paralı bir ailede büyüdüğüm için bu kadar acı verdi ailemin tavırları bana.
Sanki annem babam parayı evlatlarından daha çok seviyormuş gibi geldi bana. Evlatlarını mutlu etmeyen para, anne babayı nasıl mutlu edecek ki?
Ne zaman para lafı açılsa, “Kimin için biriktiriyoruz?” diyorlar. Hep biriktirdiler, hep biriktirdiler… Ceplerinde biriken paralar arttıkça, beni kendilerinden uzaklaştırdılar. Parayı çoğalttılar ama aramızda ki mesafeyi de büyüttüler.
“Sizden ev kirası mı aldık?” sözünden midem bulandı. Sanki evlatları değil de, komşularının çocuğuyum…
“Evlat sahibi olunca anlarsınız!” cümlesini o kadar çok duydum ki, gerçekten evlat sahibi olunca anlayacağımı sandım. Evlat sahibi olunca ailemi hiç anlayamadım. Sevgilerinden daha çok şüphe etmeye başladım. Ailemin yanlışlarını doğru sandığımdan yaptığım hatalar aklıma geldikçe üzülüyorum.
Bende evlat sahibi oldum. Bayramda evlatlarıma harçlık veremediğim zaman çok ağladım. İçimde bir yara gibi büyüdü evlatlarım. Hep acıdı, hep acıttı yüreğimi evlat hasreti.
Anne babamı hala anlayabilmiş değilim. Bu nasıl bir evlat sevgisiydi ki, evladınız seccadeyi gözyaşlarıyla ıslatırken hiçbir yarasına merhem olmadınız. Eliniz de merhem olmasa kızmazdım, kırılmazdım size. Ama siz elinizdeki merhemi evladınızın yarasına sürmediniz. Elinizdeki mendille, evlatlarınızın gözyaşlarını silmeyeceksiniz, neye yarar o mendil. Neye yarar bankada ki paralar?
“Bayramda gelip yanımızda ol!” dediniz. Ama “Gelecek paran var mı?” diye sormadınız hiç. Eşimin yanlışları yüzünden hayatımı zehir etmeniz içimden kocaman yaralar açtı.
O kadar ağır geldi ki anlayışsızlığınız, beni yalnız bırakmanız. En zor günlerimde sığınamam gereken liman olmanız gerekirken, beni yalnız bırakmanızı, dilim affetse de yüreğim hala acıyor. Her yerde her şey de aklıma geliyordu, yalnız bırakılmam. Yılmaz Erdoğan’ın, “Ben senin beni sevme ihtimalini sevdim!” şiiri bile bana sizi hatırlatıyor. Çünkü siz benim annem babamsınız. Ben sizin beni anlama ihtimaliniz sevdim.
Çocukken ellerimde tutup, bana yürümeyi siz öğrettiniz. Büyüyünce sandım ki, yine elimden tutarsınız. En azından düştüğümde kaldırmak için tutmanızı bekledim. İyi tarafından baktığım da, bana “tek başıma” yürümeyi öğretmiş oldunuz. Hayatın boyunca, anne babana bile muhtaç olmamam gerektiğini çok iyi anladım.
Bu bir küskünlük veya beddua yazısı değil. Bir sitem, bir kahır… Ama şahsınıza değil, acılarıma kahrettim, yalnızlığıma. Kadere, Allah’a ve size asla kahretmedim. Paraya olan tutkunuza kahrettim.
Yıllarca yaşadığım sıkıntıları bugün yaşamıyorum. Sizden gelecek yardıma ihtiyacım da. Bugün elinizdeki tüm serveti bile bana verseniz, hiçbir yaramı sarmayacak. Yaram acırken yanımda olmanızı çok isterdim.
Siz çok seviyorum, ancak paranızdan nefret ediyorum!
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Çarşamba, 04 Kasım 2009, 21:42 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














sait bey bende yazılarınızı beyenerek okuyorum aile çocuğun yaşantısında çok önemli okadar yanlışlarla büyütüldükki sevmek ayıp dendi sevilmedik şimdi ben çocuklarım için canımı veririm sevemem.babasız büyüttüğüm iki kızım var benden şikayetçiler sevgi görmüyoruz diye insan yaşamadığı şeyi nasıl yaşatabilirki’ para herşeymi hayır değil fakat onsuzda olmuyor.ihtiyaçlarını karşılamak hayatını sürdürmek için para şart keşki gerçek iman gücüne kavuşup gerçek örnek peygamber efendimiz gibi yaşasak selamlar
öncelikle ALLAH sizden razı olsun diyorum. her yazınızda bizleri düşünmeye ve doğruyu bulmaya sevk ediyorsunuz.
bu yazının ardından Rabbime birkez daha şükrettim. babamın rahatsızlığı dolayısıyla, kardeşlerim ve ben maddi anlamda çok sıkıntılı bir çocukluk geçirdik. ama yaşadığımız onca imkansızlıklara rağmen annem ve özelliklede babam sevgisini bizden hiç esirgemedi. şimdi onlardan uzaktayım.
evimizin o muhabbet dolu sıcaklığını belki senede bir iki hafta soluyabiliyorum. ama onları her düşündüğümde Rabbime dua ediyorum……….
YA RABBİ BEN ANNEMDEN VE BABAMDAN RAZIYIM. NE OLUR SEN DE ONLARDAN RAZI OL………………………
sevgili sait çamlıca benim adım aslıhan tapar yani sizin bir hayranınızım yazdığınız kitaplar ve bize
gönderdiğiniz kitaplar çok harika öğratmanimiz o kitapları hep okuyor ben hani sizin hayranınızımya
işte o kitapları ben çok beyendim size çok teşşekür ederim alasmarlık kendinize çok iyi bakın
teşekkürler sait bey yazılarınız herzamanki gibi harika.! evet bir söz vardı,para senin deyil,sen paranın efendisi ol.her yıl başı zengin olma hayalleri içinde çoşan insanları ibretle seyrederim.paranın onlara mutluluk saadet getireceyini sanırlar oysa,hepimiz gördük ve görüyoruzki,alın teri olmadan kazanılan para kolayca elden çıkmakta,beraberinde maddi manevi birçok insani duygularını alarak,insandan uzaklaşmaktadır.birçoğu eski günlerini aramakta keşke bu paraya hiç sahip olmasaydım demektedir.çok para kan ve leşle beslenen,hayvanlar misali kokusunu alan, insanlığını kaybetmiş kişilere yem vasfı kazanmayı sağlar.sahte dostlar,yalan sevgi gösterisi yapan insanlarla dolar etrafınız,oysa insan oğlu bilseki her an ölebilir,toprağın altına girebilir.ne kalır benden geriye yanımda bana kalan diye düşünmelidir.