“Babam bana hiç aferin demedi hocam!”
Gözlerine baktım çocuğun, ışıl ışıl parlıyor sanki.
Yüreği gözlerine yansımış adeta.
O yaşlar hiç yakışmıyordu gözlerine.
Yüreğinde yanan ateş “gözlerinde” yaşa dönüşüyordu.
“Ne oldu oğlum?” dedim.
Gözkapaklarını sıktı. Hıçkırmaya başladı.
Sustum. “Kocaman adam ağlar mı?”, dedirtmemek için dişlerimi sıktım. Sesimin titremesine engel olamadım. “Ağla oğlum” dedim. “Ağla! Gözyaşları, yürek yangınına yetişen itfaiyecilerdir.” Mardin de çok yorulmuştu benim itfaiyecilerim diyesim geldi. Ama ne demek istediğimi anlamayacaktı. Sadece sustum. Rahatlamasını bekledim.
Hıçkırıkları yavaş yavaş azalmaya başladı. Eline bir selpak verdim. Burnunu sildi. Son birkaç damlayı da silince yangının hafiflediğini anladım.
“Neyin var oğlum!” dedim.
“Babam” dedi yutkundu.
“Bir şey mi oldu babana?” diye korkarak sordum.
“Yok hocam!” dedi.
“Dövdü mü baban seni?” diye sordum.
“Öyle bir şey değil hocam. Nasıl anlatsam..” dedi ve sustu.
Birkaç dakika boşluğa baktıktan sonra “Hani siz ban biraz önce “ne oldu oğlum?” dediniz ya…
Sesi yine titredi.
Babam bana hiç “oğlum” demiyor. Ya da ben hatırlamıyorum hocam! Hep eleştiriyor beni. Hiçbir şeyimi beğenmiyor. Babam bana bir defa bile “aferin oğlum!” demedi.”
Daha fazla konuşamadı.
Sadece o mu? Bende konuşamadım.
* * * * * *
Her şeyin sözlük tarifi var belki. Ama “sevgi” kavramını nasıl anlatırız ki? Her şeyin bir alternatifi var mutlaka. Ama “sevgi” duygusunun yerini neyle nasıl doldurabilirsiniz ki?
Mesleğe ilk başladığım yıldı galiba. On dört yaşlarında bir öğrencim sık sık odama gelip “Hocam size sarılabilir miyim?” diye sorardı. Her seferinde ayağa kalkardım ve onu kucaklardım. Önceleri bunu niye yaptığını anlamamıştım. Mesleğe yeni başladığımdan olsa gerek, yüreğini ısıtmak için bana sarıldığını bilmiyordum.,..
Ama bu öğrencimin niçin ağladığını çok iyi biliyordum.
* * * * * * *
Bu yazıyı kaleme alırken Halil Bey geldi aklıma.
Halil Bey 1999 Gölcük depreminde eşini, büyük kızını ve iki kolunu kaybetmişti. Halil Bey şimdi diyor ki; "Allah (c.c.) bize iki kolu çalışmaktan öte sevgiyi göstermek için vermiş. Bize verilen iki kolun en mühim görevi sevdiklerine sarılmakmış. Yüreğimizdeki sevgiyi taşımak için kullanılan elleri, ben dövmekte ve hakarette kullandım.
Sonrada adeta haykırıyor Halil bey ve diyor ki;
Ey iki kolu sağlam insanlar! En sevdikleri hâlâ yanında olanlar! Durmayın sarılın. Benim protez kollarım yüreğimi yavruma taşımıyor."
Ne kadar acı bir isyan. Allah hiçbir anneye, hiçbir babaya böyle bir acı yaşatmasın. Evladını kucaklamak istediği halde kolları olmadığı için evlatlarını bağrına basamayan bir babanın çektiği sıkıntıyı tarif etmek imkânsızdır.
* * * * * * *
Baktım yerinden kalktı öğrencim. Odadan çıkacak. Anladım ki derdini anlatarak rahatlamış. O kapıyı varmadan ben yanına koştum. Parmaklarımı saçlarının arasında gezdirirken kendime çektim ve sarıldım. Sanki benden ilk hamleyi bekliyormuş gibi oda bana sarıldı. Bağrıma bastım. O küçük kalbinin atışını hissediyordum.
Sizin kollarınız var mı?
Çocuklarınız da varsa bence hemen kucaklayın onları.
Halil Bey’in isyanını tekrar okuyun…
Kendi kollarını değil, evlatlarının sıcaklığını özlüyor Halil Bey.
Yavrunuzun yüreğini ısıtın…
Tabi kendi yüreğinizi de….
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Bu Yazıyı Yazdır
Bu yazı Salı, 27 Mart 2007, 07:35 tarihinde Yayınlanmış Yazılarım kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
“Dindar bir insan yetiştirmek!” denilince, her yerde aynı klasik süreç takip ediliyor. “Allah bir!” demeye alıştırılır çocuklar. Sonra Kur’an alfabesi öğretilir. Namaz sureleri, Yasin, Tebareke ve Amme cüzleri ezberletilir. Özellikle Hafız olmasını sağlayabilmişse aile, en büyük başarı elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşar. ..
Çocuk ve Din konusunu işlemeye çalıştığım bu kitabıma, “Allah Çocuk Yakmaz!” adını vermek zorunda hissettim kendimi. Hem kendi yetişme sürecimde hem de çevremde ki birçok dindar insanın, en büyük sıkıntılarından birisinin bu olduğunu gözlemledim. Sevdirerek değil, korkutarak din anlatma hatası yapıldı yıllarca. Rahman ve Rahim olan Allah (cc), “Allah (cc) cayır cayır yakacak!” diye anlatıldı çocuklara...
“Çocuk ve Şiddet” konusu, çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur. Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu Devlet?” demeyi çok seven bir milletiz. “Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değil, “Evlat” sorunudur. Sorunun sebebi Devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede döllendiğini unutmamalıyız.....
Bu kitap bir “iman” sorgulama kitabı değildir. İnançlı bir insanın stres karşısında ki tutumunu sorgulamak için yapılmış bir çalışmadır. “İmtihan Dünyası” cümlesini defalarca kullandığı halde, ilaç kullanmadan duramayan insanların, hayata bakışlarında ki çelişkiyi anlatmak için kaleme alınmış bir kitaptır. Hayat yolunda hepimiz sıkıntılar yaşarız. Tüm bu sıkıntıların hayatın...
İlkokul sıralarında “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuyla karşılaşırız hep. Öğretmen, doktor, mühendis gibi cevaplar veririz. İlkokul yıllarında en büyük hayalim öğretmen olmaktı. Ortaokul ve lise yıllarımda rüyalarımda bile öğretmen olmanın hayalini görüyordum. Okulun en çalışkan öğrencilerinden biriydim. Tüm öğretmenlerim alacağım puanla öğretmenliğe değil, mühendislik veya doktorluğa gitmemi söylüyorlardı...
Yirmi beşli yaşlarda ölüyor, yetmişli yaşlarda gömülüyoruz. Çünkü okumayı bırakmak, birazcık ölmektir. Yaşıyor musunuz? İnsan nasıl bir varlıktır? Hayvandan ayrılan özelliği nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir insan? Yaşamak nedir? Şu sokaklarda koşuşan insanlar nereye gider? Nereden geliyorlar telaşlı telaşlı?...
Yaralar yazıya dönüştü Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var. Eğer sen bana bir yumurta verir, bende sana bir yumurta verirsem, yine sende bir yumurta, bende de bir yumurta olur. Sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var.Ben sana bir bilgi verirsem, sen de bana bir bilgi verirsen, sende iki bilgi, bende de iki bilgi olur. Konfüçyüs, bilginin paylaşarak eksilmeyen...
Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya bizim ektiklerimizdendir yada biçmediklerimizden. Bu dünyada bana bir “melek” gösterin deseler, bir çocuğun yüzüne bakın derim. O saf, o masum, o günahsız yüz melekten başka neye benzetilebilir ki? Çocukları gülerken dikkatle seyrettiniz mi hiç? Tüm bedenleriyle güler çocuklar. Ağlarken de bütün bedenleriyle ağlarlar....














tıpkı babamla bızım hıkayemız bende babamın bana sarılıp benı optuğunu hatırlamam
Babalar okey taslarını tuttugu kadar cocuklarının elını tutsa,keske anneler aksamları dızılerle ılgılendıgı kadar cocuklarınla ılgılense(sızın dedıgınız gıbı)..Cevre aıleden onemlı oldu artık,yazık bu genclere,gelecegımız mahvedıyoruz..Sevgımızı gosterelm artık..Anneler babalar bıraksın artık eskı dusuncelerını ben soyleyemem,kucagıma alıp oksayamam sozlerını..kendı evlatlarını ucuruma ıtıyorsunuz ama farkında degılsınız.sonrada ne oldu bu cocuga,ne hata yaptık dıyorsunuz..artık bılınclenın,daha cok ısınız var hocam ALLah yardımcınız olsun,dualarım sızınle…
cok beğendim ve cok etkilendim, teşekkür edrim
çok etkilendim.Bir öğretmen adayı olarak öğrencileri daha iyi inceleyip,daha sıcak davranıp sevgiye olan açlıklarını biraz olsun dindirmeye çalışacam veaileleri daha sık uyaracam.saygılarla…..(nelerle karşılaşabileceğimi ve nasıl davranmam gerektiği hakkında fikir sahibi olmamı sağladığınız için teşekkür ederim.)
bunları bizlerle paylaştığınız için çok teşekkürler ben burda bazı okuduklarımdan çok etkilendim hepsi çok güzel ama bazıları var ki bambaşka güzel bu siteyi herkesin fark etmesi lazım bence……………….
etkileyici bi o kadarda muhteşem….ewet anneler babalar vakitlerinden birazını bize ayırsalar sonradan başlarını duvara vurmazlar…bence tüm anne ve babaların okuması gerekn bi yazı…
bencede güzel bir yazı olmuş diyebilirim ama bazı babalarda şey vardır yani çoçuklarını övmek sanki onları küçültüyorlarmış gibi düşünüyorlar çoçuklarına iki güler yüz gösterseler sanki kendilerinden bişeyler eksilecek yani bunu söyleyemiyorsan bile belli et bir hediye ile mesela ama yaptıgı işi begendiğini göstermeli bir baba yada anne fark etmez.
Peki ya hiç sarılacak bi babası olmayan çocukları düşündünüz mü? Babası vefat etmiş, ayrılmış vs.. Ben onlardan biriyim yaşım şuan 22 hala bunun acısını çekerim. Hala bi babayı ogluna sarılırken görsem yada ilgilenirken akşam yatağımda sessizce ağlarım. Lütfen ama lütfen evlilikler yaptıktan sonra çocuklarınızı düşünerek kararlar alın.. Çok güzel bir yazı.. İyi ki burayı bulmuşum.
belki hepimizin sıkıntısı budur bi gün hocamız anlatmıştı türkler genelde sevgilerini çocuklarına anlatamaz onları gözleriyle sever diyordu şımarmamızdan çekinirlermiş halbuki hiç denediler miki şımarıp çıkarmayacağımızı ki bazen insanların şımarmayada ihtiyacı vardır diye düşünüyorum.. yanımızda bi babamız bi annemiz var ama sevgileri nadir bi fısıltıdan ibaret